Fahrettin Kerim Gökay Cad.

Yazıcı Apt. No:111 D:2 Kadıköy | İstanbul

+90 539 914 23 10

uckun@burakuckun.com

Pts - Cts: 10:30 - 18:00

Randevu ve İrtibat Saatlerimiz

Anksiyete (Kaygı Bozukluğu) Nedir? Belirtileri, Nedenleri ve Tedavi Yöntemleri

Anksiyete, yani kaygı bozukluğu, kişinin günlük yaşamını zorlaştıracak düzeyde yoğun, sürekli ve kontrol edilmesi güç bir kaygı yaşamasıdır. Her insan zaman zaman kaygı hisseder; ancak bu kaygı günlük işlevselliği bozacak kadar sık, yoğun ve yorucu hale geldiğinde artık yalnızca “stresli olmak”tan söz etmeyiz.

Anksiyete bozukluğu yaşayan kişilerde sürekli endişe, kötü bir şey olacakmış hissi, kalp çarpıntısı, huzursuzluk, kas gerginliği, odaklanma güçlüğü, uyku problemleri ve kaçınma davranışları görülebilir. Bu belirtiler kişinin iş hayatını, sosyal ilişkilerini, akademik performansını ve genel yaşam kalitesini belirgin şekilde etkileyebilir.

Kaygı aslında insanın tehlikelere karşı geliştirdiği doğal bir alarm sistemidir. Ancak bu alarm sistemi ortada gerçek bir tehdit yokken de aşırı çalışmaya başladığında, kişi kendisini sürekli tetikte hissedebilir. Bu yazıda anksiyete bozukluğunun ne olduğunu, belirtilerini, nedenlerini ve tedavi yöntemlerini daha ayrıntılı biçimde ele alacağız.

Yazı İçeriği:

Anksiyete nedir, kaygı bozukluğu tedavisi nasıl olur, türleri nelerdir.

Anksiyete Bozukluğu Nedir?

Anksiyete bozukluğu, kişinin kaygı, endişe, korku ve gerginlik duygularını yönetmekte zorlandığı; bu nedenle günlük yaşamında belirgin zorlanmalar yaşamaya başladığı bir ruh sağlığı problemidir. Başka bir deyişle, kaygı bozukluğu yalnızca “çok düşünmek” ya da “biraz stresli olmak” değildir. Kişi, zihinsel ve bedensel olarak sürekli bir tehdit varmış gibi yaşayabilir.

Kaygı belirli bir düzeye kadar sağlıklı ve koruyucudur. İnsanı önlem almaya, dikkatli davranmaya ve riskleri fark etmeye yöneltir. Ancak kaygı düzeyi gerçek durumla orantısız hale geldiğinde, uzun süre devam ettiğinde ve kişinin işlevselliğini bozduğunda anksiyete bozukluğundan söz edilir. Bu durumda kişi sadece kaygı hissetmez; aynı zamanda bu kaygının yaşamını yönetmesine izin vermek zorunda kalır.

Kaygı bozukluğu tedavi edilmediği takdirde kaygı, kişinin yaşam kalitesini büyük ölçüde olumsuz etkileyebilir ve başka ruh sağlığı sorunlarına da yol açabilir. (Örneğin, depresyon).

Anksiyete Bozukluğu Türleri

Anksiyete bozuklukları tek bir tablodan ibaret değildir. Kaygının nasıl yaşandığına, neyin tetiklediğine ve hangi belirtilerin öne çıktığına göre farklı türlerde görülebilir. Bazı kişilerde sürekli ve yaygın bir endişe hali baskınken, bazı kişilerde sosyal ortamlarda yoğun kaygı, bazılarında ise panik ataklar veya belirli nesne ve durumlara yönelik korkular ön planda olabilir.

DSM-5’e göre (Mental Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı), hissedilen kaygının türüne, şiddetine, tetiklendiği örüntülere ve süresine göre farklılık gösteren birçok kaygı bozukluğu türü vardır.

Bunlardan bazıları;

  • Yaygın Anksiyete Bozukluğu (Genelleştirilmiş Kaygı Bozukluğu)
  • Panik Bozukluğu
  • Sosyal Kaygı Bozukluğu (Sosyal Fobi)
  • Agorafobi
  • Özgül Fobiler (Spesifik Fobiler)
  • Seçici Konuşmazlık (Mutizm)
  • Ayrılma Kaygısı Bozukluğu
 

Yaygın Anksiyete Bozukluğu

Yaygın anksiyete bozukluğu, günlük olaylar ve aktiviteler hakkında aşırı ve gerçekçi olmayan endişe ile karakterizedir. Genelleştirilmiş kaygı bozukluğu olarak da nitelendirilen yaygın anksiyete bozukluğu, günlük aktiviteleri engelleyen sürekli ve aşırı bir endişe halidir Kaygının kaynağı genellikle günlük hayattaki olağan ve rutin konularla ilgilidir. Örneğin iş sorumlulukları, çocukların sağlığı, kendi sağlığı, akademik kaygılar, para veya aile sorunları konusunda abartılı bir kaygı hali olabilir. Aşırı kaygının yanı sıra uyku problemleri, huzursuzluk, kas gerginliği gibi bazı fiziksel belirtiler de görülebilir.

Ruh sağlığı alanında kullanılan tanı ölçütlerine göre bazı anksiyete bozukluklarında belirtilerin belirli bir süre devam etmesi gerekir. Örneğin DSM-5 tanı kriterlerine göre Yaygın Anksiyete Bozukluğu (YAB) tanısı konulabilmesi için aşırı kaygı ve endişenin çoğu gün boyunca en az 6 ay sürmesi beklenir.

Ancak bu süre tek başına belirleyici değildir. Kaygının şiddeti, kişinin bu kaygıyı kontrol etmekte zorlanması ve belirtilerin günlük yaşamı ne ölçüde etkilediği de klinik değerlendirme açısından önemli kriterlerdir. Bazı kişilerde daha kısa sürede yoğun kaygı belirtileri ortaya çıkabilir ve bu durum yine profesyonel destek gerektirebilir.

Sosyal Kaygı Bozukluğu

Sosyal anksiyete bozukluğu, sosyal durumlardan korkma ve başkaları tarafından yargılanma düşüncelerinin getirdiği kaçınma davranışı ile karakterizedir. Kişinin sosyal ilişkilerine dayanan ve sosyal ilişkilerinde eleştirilmekten, yargılanmaktan korkmasının sonucu olarak yoğun bir utanç, kaygı ve korku hissi içeren bir kaygı bozukluğu türüdür.

Sosyal kaygıyı, sosyal ortamlarda gergin ya da çekingen olmakla karıştırmamak gerekir. Zira sosyal kaygı bozukluğu olan kişiler sosyal yaşamlarını sürdürmekte çok zorlanırlar. Sosyal anksiyetesi olan kişiler çoğu insanı strese sokan bazı sosyal durumlardan ziyade, ortalama bir bireyde aslında çok küçük bir kaygı yaratabilecek bazı rutin sosyal zorluklarla bile başa çıkamazlar. Bu nedenle de sosyal ortamlara girmekten tamamen kaçınırlar.

Panik Bozukluk

Panik bozukluk, ani ve beklenmedik panik ataklarla karakterizedir. Genellikle tekrarlayan panik atakların görüldüğü bir anksiyete bozukluğu türüdür. Bu ataklar genellikle görünürde mantıklı bir neden olmaksızın, beklenmedik bir şekilde oluşur. Nefes darlığı, çarpıntı, baş dönmesi, göğüs ağrısı, mide bulantısı, terleme, üşüme, titreme gibi bazı belirtiler eşlik eder.

Panik ataklar genellikle ortalama 10 ila 20 dakika civarında sürebilir. Ancak panik bozukluğun en önemli kriterlerinden biri, “kaçınma” davranışıdır. Kişiler uzun süre panik atak geçirmeseler bile panik atak geçirme korkusu ile bir çok durumda kaçınma davranışı gösterirler. Bu da kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkiler.

Panik Atak ile Panik Bozukluk, aynı şey değildir. Panik Atak bir hastalık adı değil, bir semptomlar grubudur. Panik Bozukluk ise bu semptomların da eşlik edebildiği bir anksiyete bozukluğu türüdür.

Panik ataklar sadece panik bozuklukta değil, diğer hastalıklarda da görülebilen bir durumdur. Bu nedenle, panik atak geçirirseniz kendi tanınızı kendiniz koymayın, mutlaka bir uzmana başvurun. Her panik atak geçiren kişi panik bozukluk geliştirmez.

Özgül Fobiler

Özgül fobi de kaygı bozukluğu türlerindendir. Bir nesneye ya da duruma karşı duyulan yoğun korkuya verilen addır. Fobilerde, korkulan nesne veya olaydan ısrarla kaçınma da vardır. Kedi-köpek korkusu, yükseklik korkusu, iğne korkusu, böcek korkusu uçak korkusu gibi durumlar, yaygın olarak görülen özgül fobilere örnek olarak gösterilebilir.

OKB (Obsesif Kompulsif Bozukluk) ve TSSB (Travma Sonrası Stres Bozukluğu), DSM’in son versiyonunun yayınlanmasından itibaren “anksiyete bozuklukları” kategorisinden çıkarılmış olsa da kaygı bozukluklarının birçok özelliğini taşırlar. Yani anksiyete belirtileri, OKB ve TSSB’de de yaygın olarak görülür.

Anksiyete Belirtileri Nelerdir?

Anksiyete bozukluğu hem zihinsel hem bedensel hem de davranışsal belirtilerle kendini gösterebilir. Kişi çoğu zaman yalnızca “çok düşündüğünü” sanır; oysa anksiyete, beden üzerinde de oldukça belirgin etkiler yaratabilir. Özellikle sürekli endişe hali, kötü bir şey olacakmış hissi ve gevşeyememe durumu sık görülür.

Anksiyete belirtileri kişiden kişiye değişebilse de, en sık görülen belirtiler şunlardır:

  • sürekli endişe etme ve zihinde olumsuz senaryolar kurma,
  • kalp çarpıntısı veya nabzı fazla hissetme,
  • kas gerginliği ve gevşeyememe,
  • huzursuzluk ve sürekli tetikte olma hali,
  • uykuya dalmakta zorlanma veya sık uyanma,
  • odaklanma güçlüğü,
  • mide rahatsızlıkları, bulantı veya bağırsak hassasiyeti,
  • titreme, terleme veya nefesi tam alamıyormuş gibi hissetme,
  • kaygı yaratan durumlardan kaçınma,
  • “ya kötü bir şey olursa?” düşüncesinin zihinde tekrar tekrar dönmesi.

Bu belirtiler zaman zaman herkeste görülebilir. Ancak uzun süre devam ettiğinde, kişinin işini, ilişkilerini, kararlarını ve günlük yaşam düzenini etkilemeye başladığında klinik açıdan değerlendirilmesi gerekir.

Anksiyete Neden Olur?

Anksiyete bozukluğu tek bir nedenle ortaya çıkmaz. Genellikle biyolojik yatkınlık, öğrenilmiş düşünce kalıpları, stresli yaşam olayları ve kişinin geçmiş deneyimleri bir araya gelerek kaygı düzeyini artırır. Bazı kişiler doğuştan daha hassas bir sinir sistemiyle dünyaya gelirken, bazı kişilerde anksiyete zaman içinde yaşanan olaylarla gelişebilir.

Anksiyeteye zemin hazırlayabilen bazı etkenler şunlardır:

  • ailede kaygı bozukluğu öyküsü bulunması,
  • çocukluk döneminde aşırı eleştirilme, baskı veya güvensizlik yaşanması,
  • uzun süreli stres,
  • travmatik yaşantılar,
  • mükemmeliyetçilik ve kontrol ihtiyacının yüksek olması,
  • bedensel belirtileri felaketleştirme eğilimi,
  • belirsizliğe tahammül etmekte zorlanma.

Anksiyetenin ortaya çıkışında çoğu zaman tek bir sebep değil, birbirini besleyen birden fazla unsur rol oynar. Bu nedenle etkili terapi sürecinde sadece belirtiler değil, bu belirtileri sürdüren düşünce ve davranış örüntüleri de ele alınır.

Anksiyete Nasıl Tedavi Edilir?

Anksiyete bozukluğu tedavisinde en etkili yaklaşım, kişinin yaşadığı kaygının türüne, şiddetine ve yaşamını ne ölçüde etkilediğine göre belirlenir. Tedavide en sık kullanılan yöntemler psikoterapi, gerekli durumlarda psikiyatrik değerlendirme ve bazı yaşam düzenlemeleridir.

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), anksiyete bozukluklarının tedavisinde en sık başvurulan ve etkinliği bilimsel olarak güçlü biçimde desteklenen terapi yaklaşımlarından biridir. Bu terapi, kaygıyı artıran düşünce kalıplarını, felaketleştirme eğilimini, kaçınma davranışlarını ve bedensel belirtilerle kurulan ilişkiyi ele alır.

Bazı danışanlarda terapi sürecine ek olarak psikiyatrist değerlendirmesi de gerekebilir. Özellikle belirtiler çok yoğun olduğunda, kişi günlük yaşamını sürdürmekte belirgin biçimde zorlandığında veya uyku, işlevsellik ve bedensel belirtiler ciddi düzeyde etkilendiğinde ilaç desteği de tedavi planının bir parçası olabilir.

Terapi ile ilaç birbirinin alternatifi değildir. Gerekli durumlarda birlikte planlandıklarında daha bütüncül bir iyileşme süreci sağlayabilirler. Terapi, yalnızca belirtileri bastırmayı değil; kaygıyı sürdüren düşünce ve davranış örüntülerini değiştirmeyi hedefler.

Danışanın ihtiyacına göre anksiyete bozukluğu için Hipnoterapi gibi tamamlayıcı yaklaşımlar da terapi sürecinde destekleyici biçimde kullanılabilir. Ancak burada önemli olan, hangi yöntemin hangi kişi için uygun olduğunun bir klinik psikolog tarafından kapsamlı olarak olarak değerlendirilmesidir.

Anksiyete İlaçları ve Terapi İkilemi

Terapi ve ilaçlar birbirinin alternatifi değil, birbirini destekleyen ve tamamlayan yaklaşımlardır. Türüne ve şiddetine göre, anksiyete bozukluklarının tedavisinde ilaçlar da kullanılabilmektedir.

Terapi desteği alınırken eş zamanlı olarak ilaçların da kullanılması, en etkili sonuçların alınmasını sağlar. Zira bu konudaki terapiler problemin bilişsel ve davranışsal unsurlarını ele alırken, ilaçlar da kaygının türüne ve şiddetine bağlı olarak, problemin biyolojik/nörokimyasal unsurlarını ele alır. Böylece problemin hem fizyolojik hem de psikolojik unsurları, eş zamanlı olarak ele alınarak bütüncül yaklaşımlı bir tedavi programı uygulanmış olur.

Seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI’ler) gibi antidepresan ilaçlar, anksiyeteyi tedavi etmek için yaygın olarak kullanılır. Bu ilaçlar, beyindeki bazı kimyasalların seviyelerini değiştirerek kaygı belirtilerini azaltmaya yardımcı olur.

Bilişsel Davranışçı Terapi, EMDR terapisi ve hipnoterapi gibi terapi disiplinleri, kaygı bozuklukları konusunda çok etkilidir. Bu terapiler, ilaç kullanılmasının gerekli olduğu türdeki anksiyete bozukluklarında tamamlayıcı terapi işleviyle, iyileşme sürecini oldukça kısaltarak  kişinin anksiyetesi üzerinde kontrol sahibi olmasına destek olur.

Anksiyete ile Baş Etmek İçin Neler Yapılabilir?

Anksiyete ile baş etmenin ilk adımı, yaşanan belirtileri yalnızca “zayıflık” ya da “kişilik sorunu” gibi yorumlamamaktır. Kaygı çoğu zaman öğrenilmiş düşünce kalıpları, bedensel hassasiyetler ve stres yüküyle birlikte çalışır. Bu nedenle anksiyete ile baş etmek, sadece kendini telkin etmekten ibaret değildir.

Kaygıyı azaltmada yardımcı olabilecek bazı adımlar şunlardır:

  • kaygıyı tetikleyen düşünce kalıplarını fark etmek,
  • kaçınma davranışlarını azaltmak,
  • düzenli uyku ve günlük rutin oluşturmaya çalışmak,
  • bedensel gerginliği azaltan nefes ve gevşeme çalışmaları yapmak,
  • kafein gibi bazı tetikleyicileri gözden geçirmek,
  • günlük fiziksel hareketi artırmak,
  • gerektiğinde profesyonel destek almak.

Bu tür adımlar bazı kişilerde belirgin rahatlama sağlayabilir. Ancak kaygı uzun süredir devam ediyor, sık sık tekrar ediyor veya yaşam alanlarını daraltıyorsa profesyonel terapi desteği almak daha doğru olur.

Rahatlatıcı ve stres azaltıcı aktiviteleri hayatınıza dahil etmek, kaygı yönetiminde önemli bir adımdır. Yoga, meditasyon, nefes egzersizleri veya hobiler edinme gibi aktiviteler, zihninizi sakinleştirebilir ve stresi azaltabilir.

Aynı zamanda davranışsal tedbirler kapsamında düzenli egzersiz yapmak da endorfin salgısını artırarak genel ruh halinizi iyileştirebilir. Bir spor salonuna yazılmanız gerekmiyor ama her gün 30-45 dakikalık tempolu yürüyüşler yapmanın ne kadar yardımcı olacağına şaşıracaksınız.

Sosyal destek de anksiyeteyi yönetme konusunda önemli etkilere sahiptir. Yakın çevrenizdeki insanlarla hoşça vakit geçirebileceğiniz aktivitelere katılmak ve yakınlarınızın duygusal desteklerini almak, anksiyeteyle baş etme konusunda oldukça faydalı olabilir.

Ne Zaman Profesyonel Destek Almak Gerekir?

Kaygı zaman zaman herkesin yaşayabileceği doğal bir duygudur. Ancak anksiyete artık günlük yaşamınızı yönetmeye başladıysa, işinize odaklanmanızı zorlaştırıyorsa, sosyal yaşamınızı daraltıyorsa, uyku düzeninizi bozuyorsa veya sürekli bedensel belirtiler yaşıyorsanız profesyonel destek almak gerekir.

Özellikle sık tekrar eden panik benzeri ataklar, yoğun kaçınma davranışları, sürekli kötü bir şey olacakmış hissi, aşırı kontrol etme ihtiyacı ve gevşeyememe hali terapi açısından önemli sinyallerdir. Erken dönemde alınan destek, problemin kronikleşmesini önlemeye yardımcı olabilir.

Son Sözler:

Sonuç olarak kaygı, dünya çapında milyonlarca insanı etkileyen yaygın bir ruh sağlığı problemidir. Birçok kişi için bunaltıcı ve yönetilmesi zor bir durum olabilse de terapiler, gerekiyorsa ilaçlar ve yaşam tarzı değişiklikleri de dahil olmak üzere bir dizi tedavi seçeneği mevcuttur. Doğru destek ve yardım ile kaygınızı yönetebilir hale gelmeniz ve yaşam kalitenizi yükseltmeniz gayet mümkündür.

Tedavi süreci anksiyete bozukluğunun türüne, bireysel ihtiyaçlara ve şiddet derecesine bağlı olarak farklılık gösterebilir. Bu problemi aşmak için ilk adım, bir uzmanla irtibata geçerek uygun tedavi planını oluşturmaktır.

Anksiyete bozukluğu tedavisi ile ilgili bilişsel-davranışçı terapi, hipnoz terapisi, EMDR terapisi ve gevşeme tekniklerinin yanı sıra, anksiyete ilaçları ve bir klinik psikologdan destek almak, kişinin yaşam kalitesini büyük ölçüde artırır.

Anksiyete Hakkında Sık Sorulan Sorular

Anksiyete belirtileri kişiden kişiye değişebilir. En sık görülen belirtiler; sürekli endişe, huzursuzluk, kalp çarpıntısı, kas gerginliği, uyku problemleri ve odaklanma güçlüğüdür. Bazı kişilerde mide rahatsızlıkları, terleme, titreme veya nefesi tam alamıyormuş gibi hissetme de görülebilir.

Anksiyete bozukluğunun nedeni tam olarak belli olmasa da genetik, çevresel veya gelişimsel olabildiği düşünülmektedir. Kaygı bozukluğunun birçok farklı nedeni olabilir. Genetik yatkınlık, çevresel faktörler, beyin kimyasındaki değişiklikler ve yaşam deneyimleri, bu nedenler arasında sayılabilir.

Anksiyete uygun psikoterapi ve gerektiğinde psikiyatrik destek ile büyük ölçüde kontrol altına alınabilir. Özellikle bilişsel davranışçı terapi ve hipnoterapi gibi bilimsel temelli yaklaşımlar, kaygıyı sürdüren düşünce ve davranış kalıplarını değiştirmeye yardımcı olur. Birçok kişi terapi süreciyle birlikte kaygı düzeyinde belirgin bir azalma yaşar.

Anksiyete bozuklukları bazen depresyon, panik bozukluk, obsesif kompulsif bozukluk veya travma sonrası stres bozukluğu gibi diğer ruh sağlığı sorunlarıyla birlikte görülebilir. Bu nedenle kapsamlı bir değerlendirme yapılması ve belirtilerin bütüncül olarak ele alınması önemlidir.

Anksiyete bozukluğuna yatkınlığı olan kişiler için tamamen önlemek her zaman mümkün olmayabilir çünkü kaygı insanın doğal bir duygusudur. Ancak stres yönetimi becerileri geliştirmek, düzenli uyku, fiziksel hareket ve sağlıklı düşünce alışkanlıkları kaygı düzeyinin artmasını önlemeye yardımcı olabilir. Sağlıklı yaşam tarzı seçimleri de çok önemlidir. 

Anksiyete bozukluğu tedavisinin süresi, kişiden kişiye değişir.  Bazı insanlar birkaç ay içinde önemli iyileşmeler görebilirken, diğerleri daha uzun süreli tedaviye ihtiyaç duyabilir. Zira bu problem, birçok faktöre bağlıdır. Bozukluğun şiddeti, kişinin istekliliği, tedaviye verdiği yanıt ve kullanılan tedavi yöntemleri, belirleyici faktörlerdendir. Anksiyete yönetimi genellikle uzun vadeli bir süreçtir ve bireyin yaşam boyu sağlıklı alışkanlıklar ve başa çıkma stratejileri geliştirmesini gerektirebilir. Erken dönemde destek almak genellikle sürecin daha kısa ve etkili olmasını sağlar. Önemli olan, tedavi sürecinde sabırlı olmak ve psikoloğunuzun talimatlarına harfiyen uymaya gayretli olmaktır.

Picture of Kln. Psk. Burak Uçkun
Kln. Psk. Burak Uçkun

Hipnoterapi diplomasını dünyanın ulusal akreditasyona sahip ilk Hipnoterapi Akademisi olan, ABD Los Angeles’taki HMI College of Hypnotherapy‘de aldı. İstanbul Nişantaşı Üniversitesi “Psikoloji” bölümünden, yüksek onur derecesiyle, bölüm ikincisi olarak mezun oldu. “Klinik Psikoloji” alanında Yüksek Lisans eğitimini İstanbul Beykent Üniversitesi‘nde onur derecesiyle tamamlayarak Klinik Psikolog unvanını aldı. Psikoloji alanındaki uzmanlığının yanı sıra inşaat mühendisliği lisans diplomasına da sahip olan Klinik Psikolog Burak Uçkun, "American Hypnosis Association" akredite hipnoterapistler listesinde yer almaktadır. Yetişkinler için Bilişsel Davranışçı Terapi ve Hipnoterapi yönelimli Psikoterapi hizmetleri vermekle beraber alandaki uzmanlara Hipnoz eğitimleri de vermektedir.

Yazarın Tüm Makaleleri
Picture of Kln. Psk. Burak Uçkun
Kln. Psk. Burak Uçkun

Hipnoterapi diplomasını dünyanın ulusal akreditasyona sahip ilk Hipnoterapi Akademisi olan, ABD Los Angeles’taki HMI College of Hypnotherapy‘de aldı. İstanbul Nişantaşı Üniversitesi “Psikoloji” bölümünden, yüksek onur derecesiyle, bölüm ikincisi olarak mezun oldu. “Klinik Psikoloji” alanında Yüksek Lisans eğitimini İstanbul Beykent Üniversitesi‘nde onur derecesiyle tamamlayarak, Klinik Psikolog unvanını aldı. Psikoloji alanındaki uzmanlığının yanı sıra inşaat mühendisliği lisans diplomasına da sahip olan Klinik Psikolog Burak Uçkun, "American Hypnosis Association" akredite hipnoterapistler listesinde yer almaktadır. Yetişkinler için Bilişsel Davranışçı Terapi ve Hipnoterapi yönelimli Psikoterapi hizmetleri vermekle beraber alandaki uzmanlara Hipnoz eğitimleri de vermektedir.

Yazarın Tüm Makaleleri

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Sorularınız mı var?

Telefon veya e-posta ile irtibata geçmekten çekinmeyin

Klinik Psikolog Burak Uçkun
Gizliliğe Genel Bakış

Bu web sitesi size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmemiz için çerezler kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize geri döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevler gerçekleştirir.