Fahrettin Kerim Gökay Cad.

Yazıcı Apt. No:111 D:2 Kadıköy | İstanbul

+90 539 914 23 10

uckun@burakuckun.com

Pts - Cts: 10:30 - 18:00

Randevu ve İrtibat Saatlerimiz

Panik Atak Anında Ne Yapmalı? Adım Adım Sakinleşme Rehberi

Güncelleme:

Bu yazıyı okurken “demesi kolay” diye düşünüyorsanız, haklısınız. Panik atağın en zalim tarafı, tam da mantığın devre dışı kaldığı anda gelmesidir. Bu yüzden burada size bir teselli listesi değil, gerçekten uygulanabilir bir protokol vereceğim. Ayrıca neredeyse her yerde tekrarlanan “derin nefes al” tavsiyesinin neden çoğu zaman işleri kötüleştirdiğini de anlatacağım.

Panik atak anında yapılacak ilk şey, atağı zorla durdurmaya çalışmaktan vazgeçmektir. Nefesinizi hızlandırmayın, tam tersine yavaşlatın. Nefes verişinizi alışınızdan uzun tutun. Kaçmak için acele etmeyin. Yaşadığınız şey birkaç dakika içinde kendiliğinden geçecek.

Yazı İçeriği:

Panik Atak Anında Ne Yapmalı?

Panik atak anında yapılması gereken şey, bedenin yanlış çalan alarmını zorla susturmak değil, o alarmın kendi kendine sönmesine izin vermektir. Atağı durdurmak için verilen mücadele, çoğu zaman atağı besleyen şeyin ta kendisidir. Aşağıdaki beş adım, tam olarak bunun tersini yapmanızı sağlar.

  1. Adını koyun. Kendinize “Bu bir panik atak” deyin. Tanıdık bir şeyin korkutuculuğu daha azdır.
  2. Nefesinizi yavaşlatın, derinleştirmeyin. Az hava alın ve verişi alıştan uzun tutun.
  3. Olduğunuz yerde kalın. Kaçmak o anı kısaltır, ama korkuyu büyütür.
  4. Bedeninizi gevşetin. Omuzlarınızı indirin, çenenizi ve ellerinizi bırakın.
  5. Dalganın geçmesini bekleyin. Onunla savaşmayın, yükselip alçalmasına izin verin.

Bu adımların her biri, panik atağın nasıl çalıştığına dair kırk yıllık klinik bilgiye dayanıyor. Şimdi her birini tek tek açalım. Ama önce, atak anında tutunabileceğiniz en sağlam bilgiyi paylaşmak istiyorum.

Önce Şunu Bilin: “Her Panik Atak Kendiliğinden Geçer”

Panik atağı yaratan şey adrenalindir ve adrenalin sınırsız değildir. Beden bu yüksek alarm halini süresiz koruyamaz. Salgılanan adrenalin belirli bir süre sonra tükenir ve belirtiler siz hiçbir şey yapmasanız da geriler.

Bu, tesellilik bir cümle değil. Fizyolojik bir sınır. Panik atağın “acaba bu sefer geçmezse” korkusunun karşısına koyabileceğiniz en somut gerçek budur. Bugüne kadar yaşadığınız her atak geçti. Bu da geçecek.

Bedeninizde tam olarak neyin, neden olduğunu merak ediyorsanız, mekanizmayı ayrıntılı biçimde anlattığım panik atak nedir, belirtileri ve nedenleri yazısına göz atabilirsiniz. Burada odağımız tek bir şey. O an ne yapacağınız.

Neden “Derin Nefes Al” Çoğu Zaman İşe Yaramaz?

Panik atak anında derin nefes almak çoğu zaman işe yaramaz, çünkü atak sırasındaki asıl sorun havasızlık değil, fazla havadır. Bu, herkesin tekrarladığı tavsiyenin neden bazen belirtileri şiddetlendirdiğini açıklar.

Panik başladığında nefes hem hızlanır hem derinleşir. Buna hiperventilasyon denir. Bedene giren oksijen artar, ama asıl kritik olan çıkan karbondioksittir. Hızlı nefesle kandaki karbondioksit hızla düşer. Kan geçici olarak alkali hale gelir ve beyne giden damarlar hafifçe daralır.

İşte panik atağın en korkutucu belirtilerinin bir kısmı tam olarak buradan doğar. Baş dönmesi, sersemlik, parmaklarda ve dudaklarda karıncalanma, göğüste sıkışma, her şeyin gerçek dışı görünmesi. Bunlar oksijen eksikliğinin değil, karbondioksit düşüklüğünün belirtileridir. Panik bozuklukta solunum düzenini inceleyen derleme çalışmalar, düşük karbondioksit düzeyinin belirtilerin oluşumunda merkezi bir rol oynadığını ve karbondioksidi yükselten nefes çalışmalarının panik şiddetini azalttığını gösteriyor.

Panikteki birine “derin nefes al” demek, çoğu zaman zaten fazla olan havayı daha da artırmasını istemek demektir. Doğru talimat derin değil, yavaş ve az nefestir. Bir de sayarak nefes alıp vermektir.

Saymanın neden önemli olduğunu anlatayım. Panikte solunum yüzeysel, ama yüksek hacimli hale gelir. İnsan nefes almaya öyle odaklanır ki, vermeyi unutur. Ciğerler zaten doludur, ama kişi bunu fark etmez. Yeni bir nefes almaya çalışır ve alamaz. Kişi nefes verişini tamamlamadan yenisini almaya çalışır ve ciğerlerde kalan hava hacmi artar. Artık ciğerlerde yer kalmamıştır. Bu da yeni bir nefes almayı mekanik olarak zorlaştırır. Yani “nefes alamıyorum” hissi gerçekten de hava azlığından değil, henüz dışarı çıkmamış olan havadan dolayı olabilir.

Saymak, bu döngüyü kırar. Her yeni nefesten önce ciğerlerinizi boşaltmanızı sağlar. Dolu bir bardağa su koymaya çalışmak gibi düşünün. Boşaltmadan yer açamazsınız.

Nefes egzersizleri işe yaramaz demiyorum. Yanlış olan tekniğin kendisi değil, ona verilen talimattır. Panik atakta amaç daha çok nefes almak değil, daha az ve daha yavaş nefes almaktır.

Adım Adım: Panik Atak Anında 5 Adımlık Protokol

1. Adını koyun

Atağın ilk saniyelerinde zihin bir açıklama arar. O boşluğu “kalbime bir şey oluyor” ya da “kontrolümü kaybediyorum” doldurursa, korku katlanarak büyür. Bu yüzden boşluğu siz doldurun. İçinizden ya da sesli olarak “Bu bir panik atak, daha önce de oldu” deyin.

Bu küçük hamle, beynin tehdit merkezine bilinen bir kalıp sunar. Bilinen şeyin alarm değeri her zaman daha düşüktür.

2. Nefesinizi yavaşlatın

Ağzınızı kapatın ve burnunuzdan küçük bir nefes alın. Karnınızı şişirmeye ya da ciğerlerinizi doldurmaya çalışmayın. Sonra dudaklarınızı hafifçe büzüp havayı yavaşça bırakın. Verişiniz alışınızdan belirgin biçimde uzun olsun.

Kabaca dörde kadar sayarak alın, altıya kadar sayarak verin. Sayılar kutsal değil, oran önemli. Nefes verişini uzatmak, kalbi yavaşlatan parasempatik sistemi devreye sokar. Bu, bedeninize gönderebileceğiniz en doğrudan sakinleşme sinyalidir.

3. Olduğunuz yerde kalın

Panik anında en güçlü dürtü kaçmaktır. Marketten çıkmak, toplantıyı terk etmek, otobüsten inmek. Kaçmak o anda gerçekten rahatlatır. Sorun şu ki beyniniz bundan yanlış bir ders çıkarır. “Kaçtığım için kurtuldum, demek ki orası tehlikeliydi.”

Böylece bir sonraki sefer aynı yere girmek daha da zorlaşır. Kaçmamak zor bir seçimdir, ama iyileşmenin en belirleyici adımıdır. Çıkmak zorunda kaldıysanız da bir şey yapın. Toparlandıktan sonra o mekâna geri dönün. Kısa bir dönüş bile o dersi bozar.

4. Bedeninizi gevşetin

Panik sırasında farkında olmadan kasılırsınız. Omuzlar yukarı çekilir, çene kilitlenir, eller yumruk olur. Bu kasılma, bedene “tehlike sürüyor” mesajını geri gönderir.

Bu döngüyü kırmak için tek tek gevşetin. Omuzlarınızı indirin. Dilinizi damağınızdan ayırın. Ellerinizi açın ve avuçlarınızı yukarı çevirin. Bu üç küçük hareket, alarmın şiddetini fark edilir biçimde düşürür.

5. Dalganın geçmesini bekleyin

Panik atağı bir dalga gibi düşünün. Yükselir, tepe yapar ve iner. Dalgayla güreşmek onu büyütür, çünkü mücadele bedene tehlike sinyali gönderir.

Bunun yerine izleyin. “Şu an göğsümde sıkışma var, ellerim titriyor, bu birkaç dakika sürecek” diyerek belirtileri bir gözlemci gibi takip edin. Belirtileri yargılamadan izlemek, onların üzerinizdeki gücünü azaltır.

Panik atak sırasında uygulanabilecek 4 temel adımı özetleyen görsel: dur ve adını koy, nefesi yavaşlat, bedeninle savaşma, dikkatini şimdiye getir.

Kendinize Söylemeniz Gereken Cümle

Panik atak anında kendinize “sakin ol” demek neredeyse hiç işe yaramaz. Çünkü bu bir emirdir ve bedeniniz o an bu emri yerine getiremez. Emri yerine getirememek de “kendimi bile sakinleştiremiyorum” hissini ekler. Bu his paniği daha da büyütür.

İşe yarayan cümle, sakinleşmeyi emreden değil, tehlikeyi yeniden değerlendiren cümledir. Şöyle bir şey.

“Bu bir panik atak. Rahatsız edici, ama tehlikeli değil. Bedenim boşuna alarm veriyor. Birkaç dakika içinde geçecek ve ben hiçbir şey yapmasam da geçecek.”

Bu cümleyi bir mantra gibi tekrarlamanıza gerek yok. Amacı zihni uyuşturmak değil, felaket yorumunun zincirini kırmak. Panik atağı büyüten şey belirtiler değil, o belirtilere yüklenen anlamdır. Anlam değişince şiddet de değişir.

Panik Atak Anında Yapılmaması Gerekenler

Atak anında yapılan bazı şeyler, o an rahatlatsa bile bir sonraki atağı hazırlar. En sık karşılaştıklarım şunlar.

  • Kâğıt torbaya nefes vermek. Artık önerilmiyor. Karbondioksidi geri solumak teoride mantıklı görünse de, uygulamada yeterince kontrollü değildir. Daha da önemlisi, göğüs ağrısının kaynağı kalp veya akciğerse bu yöntem gerçek bir riske dönüşebilir.
  • Derin derin iç çekmek. İç geçirmek anlık bir rahatlama verir, ama hiperventilasyonu sürdürür ve belirtileri uzatır.
  • Nabzınızı sürekli kontrol etmek. Her ölçüm, zihne “demek ki tehlikeli bir şey var” mesajı gönderir ve döngüyü besler.
  • Telefondan belirti aramak. Atak anında internette semptom taramak, korkuyu neredeyse her zaman büyütür.
  • Alkol ya da plansız sakinleştirici almak. Kısa vadeli bir kaçış sağlar, uzun vadede hem bağımlılık hem de atak sıklığı riskini artırır.
  • Atağı durdurmaya çalışmak. Bu listenin en önemli maddesi. Durdurma çabası, bedene tehdidin sürdüğünü söyler.
YapılacaklarYapılmayacaklar
Nefesi yavaşlatmak, verişi uzatmakDerin derin nefes alıp iç çekmek
Bulunduğunuz yerde kalmakOrtamı hemen terk etmek
Belirtileri gözlemlemekNabzı ve belirtileri sürekli ölçmek
Omuz, çene ve elleri gevşetmekKasılarak atağa direnmek
“Tehlikeli değil, geçecek” demek“Sakin ol” diye kendini zorlamak
Atağın kendiliğinden geçmesine izin vermekKâğıt torbaya nefes vermek
Planınıza kaldığınız yerden devam etmekO günü iptal edip eve kapanmak

Sizi Rahatlatan Şey Neden Atakları Besler?

Güvenlik davranışı, kişinin korktuğu felaketi önlediğine inandığı için yaptığı, o an rahatlatan ama uzun vadede korkuyu ayakta tutan davranıştır. Panik bozukluğun en sinsi mekanizması budur ve nedense çok az konuşulur.

Danışanlarımda en sık gördüğüm güvenlik davranışları şunlar. Çantada her zaman ilaç taşımak. Yalnız çıkmamak, hep birinin yanında olmasını istemek. Otobüste hep kapıya yakın oturmak. Yanında su şişesi bulundurmak. Hep aynı, “kaçış yolu olan” güzergâhtan gitmek. Telefonun şarjını takıntı haline getirmek.

Bunların hiçbiri saçma değil. Her biri son derece anlaşılır. Sorun şu ki atak gelmediğinde ya da hafif geçtiğinde beyin bunu şuna bağlar. “İyi ki ilaç yanımdaydı, yoksa kötü bir şey olurdu.” Böylece beyin asıl öğrenmesi gereken şeyi hiçbir zaman öğrenemez. Kötü bir şey zaten olmayacaktı.

Bu yüzden güvenlik davranışları, korkuyu azaltıyor gibi görünürken aslında onu dondurur. Tedavide bunlar tek tek ve kademeli olarak bırakılır. Kendi kendinize hepsini bir anda bırakmanızı önermiyorum, bu zorlayıcı olabilir. Ama farkında olmak bile önemli bir başlangıçtır.

Buradan çıkan kritik bir uyarı daha var. Yukarıda anlattığım nefes ve gevşeme teknikleri de bir güvenlik davranışına dönüşebilir. Eğer bu teknikleri “atağı durdurmak” için bir kalkan gibi kullanırsanız, mesaj yine aynı olur. Teknikleri atağı yenmek için değil, ona alan açmak için kullanın. Aradaki fark küçük görünür ama sonucu tamamen değiştirir.

Nerede Olduğunuza Göre Ne Yapmalı?

Araba kullanırken

Panik atak bilinç kaybına yol açmaz, ama dikkatinizi ciddi biçimde dağıtır. Bu yüzden en doğrusu ilk güvenli noktada sağa çekmektir. Aracı durdurun, koltuğunuzu geriye yatırın ve nefesinizi yavaşlatın.

Asıl kritik kısım sonrasıdır. Atak geçtiğinde yolculuğa devam edin. Aracı orada bırakıp taksiye binmek ya da bir daha direksiyona geçmemek, korkunun sınırlarını hızla genişletir.

Metroda, otobüste veya uçakta

Kapalı ve çıkışı kısıtlı alanlar panik için klasik zeminlerdir. Mümkünse inmeden devam etmeye çalışın. İnmek zorunda kaldıysanız, bir sonraki araca binmek için uzun süre beklemeyin.

Buradaki mantık şu. Ne kadar erken geri dönerseniz, beynin “orası tehlikeli” kaydı o kadar zayıf kalır. Bu kaçınma büyürse tablo agorafobiye doğru genişleyebilir.

İş yerinde veya derste

Çoğu danışanımın en büyük korkusu “herkes anlayacak” olur. Oysa panik atak dışarıdan sanıldığı kadar görünür değildir. İnsanlar sizin içinizde kopan fırtınanın çok küçük bir kısmını fark eder.

Yerinizde kalın, ellerinizi masanın altında gevşetin, nefesinizi sessizce yavaşlatın. Çıkmanız gerekiyorsa çıkın, ama beş on dakika içinde geri dönün.

Evde yalnızken

Yalnızken gelen atak daha korkutucu hissettirir. İlk dürtü genellikle birini aramaktır. Mümkünse bunu ertelemeyi deneyin.

Bir atağı tek başınıza atlatmak, kendinize verebileceğiniz en güçlü kanıtlardan biridir. Yine de kendinizi çok kötü hissediyorsanız birini aramak elbette yapılabilir. Amaç kahramanlık değil, zamanla bu desteğe daha az ihtiyaç duymak.

Gece Uykudan Panik Atakla Uyandığınızda

Gece panik atağı, kişinin uykudan yoğun korku ve bedensel belirtilerle aniden uyanmasıyla ortaya çıkan, kâbusla ilgisi olmayan bir panik atak türüdür. Panik bozukluğu olan kişilerin önemli bir kısmı bunu en az bir kez yaşar.

Gece atağını özellikle korkutucu kılan şey, hazırlıksız yakalanmaktır. Bir açıklama bile bulamazsınız, çünkü ortada tetikleyici bir düşünce yoktur. Bu da “demek ki bedenimde bir şey var” yorumunu güçlendirir.

Yatağınızdan fırlamayın. Yavaşça doğrulun, sırtınızı yastığa yaslayın ve nefes verişinizi uzatın. Işıkları sonuna kadar açmayın, telefona uzanıp belirti aramayın. Atak geçtikten sonra bir süre uyanık kalmanız normaldir, kendinizi uyumaya zorlamayın.

Buradaki asıl risk, uykunun kendisinden korkmaya başlamaktır. “Ya yine uyurken gelirse” düşüncesi uykuya dalmayı zorlaştırır, uykusuzluk da atak eşiğini düşürür. Bu döngü kurulmadan müdahale etmek çok önemlidir.

Atak Geçtikten Sonraki İlk Bir Saat

Atak bittiğinde işin bittiğini sanmak yaygın bir yanılgıdır. Aslında bir sonraki atağın zeminini hazırlayan ya da bozan kısım tam olarak burasıdır.

Önce şunu bilin. Atak sonrası titreme, halsizlik, ağlama isteği, çok yorgun hissetme ve bir tür boşluk hali son derece normaldir. Bunlar adrenalinin bedenden çekilmesinin izleridir, yeni bir sorunun işareti değil.

Bu bir saatte üç şeyden uzak durun. Olayı zihninizde defalarca tekrar oynatmaktan, internette belirti aramaktan ve “bir daha olursa ne yaparım” planları kurmaktan. Bu üçü, atağı bitmiş bir olaydan sürekli bir tehdide dönüştürür.

Bunun yerine kısa bir yürüyüş yapın, ılık bir şey için ve mümkünse o gün için planladığınız şeyi iptal etmeyin. İptal etmek en anlaşılır tepkidir, ama kaçınma öğrenmesini pekiştiren şey de tam olarak budur.

Son olarak küçük bir not tutun. Ne zaman, nerede, ne yaparken başladı ve o anda aklınızdan ne geçti. Bu notlar terapide son derece değerlidir, çünkü tetikleyicileri görünür kılar.

Ne Zaman Bir Uzmana ya da Acile Başvurmalısınız?

Bu yazı bir teşhis aracı değildir. Belirtilerinizin panik atak olduğu ancak bir değerlendirmeyle netleşir.

İlk kez yoğun bir göğüs ağrısı ya da nefes darlığı yaşıyorsanız, bunu kendi kendinize panik atak diye yorumlamayın ve mutlaka tıbbi değerlendirmeden geçin. Ağrının kola, çeneye ya da sırta yayılması, belirtilerin efor sırasında artması, gerçek anlamda bayılma, tek taraflı güçsüzlük veya konuşma bozukluğu gibi durumlarda vakit kaybetmeden acile başvurulmalıdır.

Kalp kaynaklı bir sorun dışlandıktan sonra ise tablo tamamen psikolojik çerçevede ele alınabilir. Ataklar tekrarlıyorsa, yeni bir atak gelecek korkusuyla yaşamaya başladıysanız ya da hayatınızı daraltıyorsanız, beklemeden bir ruh sağlığı uzmanıyla görüşün. Bu tabloyu tanı ölçütleriyle birlikte panik bozukluk yazısında ele aldım. Yaşadığınızın panik atak mı yoksa başka bir şey mi olduğundan emin değilseniz, panik atak, kaygı atağı ve panik bozukluk arasındaki fark yazısı ayrımı netleştirmenize yardımcı olur.

Yanınızdaki Kişi Ne Yapabilir?

Bir yakınınız yanınızdaysa ona söyleyebileceğiniz birkaç şey var. Sakin bir sesle konuşsun ve “sakin ol” demesin. Sizi zorla bir yerden çıkarmaya çalışmasın. Yanınızda kalsın ve isterseniz birlikte yavaş nefes alsın.

En işe yarayan cümle genellikle şudur. “Buradayım, bu geçecek, acele etmene gerek yok.” Bu kadarı çoğu zaman fazlasıyla yeterlidir.

Bu Teknikler Yeterli mi?

Dürüst olmam gerekirse, hayır. Buradaki her şey atağın o anını yönetmeniz için. Atakların tekrarlamasını durduran şey değil.

Panik atakları besleyen asıl mekanizma, bedensel duyumların felaket olarak yorumlanmasıdır. Bu yorum değişmediği sürece teknikler yalnızca hasarı azaltır. Yorumu değiştiren yöntem ise bilişsel davranışçı terapi. BDT, panik tedavisinde bilimsel etkinliği en güçlü kanıtlanmış yaklaşımdır ve genellikle kısa sürede sonuç verir. Panik atak, daha geniş bir aile olan anksiyete bozuklukları içinde ele alındığında tedavi daha da güçlenir.

Bu yazı kime yardımcı olur? Panik atak yaşayan ya da yaşamış olan, atak anında ne yapacağını bilmek isteyen herkese.

Kime yetmez? Atakları sıklaşan, hayatını atak korkusuna göre kısıtlamaya başlayan ve kaçınmaları büyüyen kişilere. Bu noktada bir uzmanla çalışmak gerekir.

Panik atağın ne kadar korkutucu olduğunu biliyorum. Ama şunu da biliyorum. Doğru yaklaşımla bu ataklar üzerindeki kontrolü yeniden kazanmak fazlasıyla mümkün ve çoğu kişi sandığından çok daha hızlı toparlanıyor. Yaşadıklarınızı birlikte değerlendirmek isterseniz Kadıköy’deki merkezimde yüz yüze görüşebiliriz. Farklı bir şehirdeyseniz online seanslarla da ilerleyebiliriz.

Panik Atak Anında Ne Yapmalı? Sık Sorulan Sorular

Hayır, günümüzde bu yöntem önerilmiyor. Karbondioksidi geri solumak teoride mantıklı görünse de uygulamada kontrolsüzdür. Ayrıca yaşadığınız şey panik atak değil de kalp ya da akciğer kaynaklı bir sorunsa, bu yöntem riski artırır. Kâğıt torba yerine nefesi yavaşlatmak ve verişi uzatmak çok daha güvenli ve etkilidir.

Bir yudum su içmek zararlı değildir ve kısa bir mola sağlayabilir. Ancak su içmenin atağı durdurduğuna inanmaya başlarsanız, bu bir güvenlik davranışına dönüşür. O zaman yanınızda su olmadığı anlar daha korkutucu hale gelir. Suyu bir çözüm değil, sadece küçük bir rahatlama olarak görün.

Panik atakta bayılma son derece nadirdir. Bayılma kan basıncının düşmesiyle olur, oysa panik atakta kan basıncı genellikle yükselir. Hissettiğiniz sersemlik ve düşecek gibiyim duygusu, hiperventilasyona bağlı geçici bir histir. Gerçek bir bayılma yaşadıysanız bunun mutlaka tıbbi olarak değerlendirilmesi gerekir.

İkisi de olabilir, önemli olan niyetiniz. Yürümek gerginliği boşaltmak için yapılıyorsa faydalıdır. Ama ortamdan uzaklaşmak için yapılıyorsa kaçınmaya dönüşür. Oturmak da huzur veriyorsa iyidir, ancak ayağa kalkarsam kötü olur inancıyla oturuyorsanız bu inanç sorgulanmalıdır.

Bu kararı yalnızca sizi değerlendiren hekim verebilir. Genel olarak atak anında alınan hızlı etkili sakinleştiriciler, uzun vadede güvenlik davranışını ve bağımlılık riskini artırdığı için tedavinin merkezine konmaz. İlaç kullanıyorsanız planını mutlaka psikiyatristinizle birlikte belirleyin ve kendi kendinize doz değiştirmeyin.

İlk güvenli noktada sağa çekin ve aracı durdurun. Koltuğunuzu geriye yatırıp nefesinizi yavaşlatın, verişi uzatın. Panik atak bilinç kaybına yol açmaz, ama dikkati dağıttığı için durmak doğru olandır. Atak geçtikten sonra mümkünse yolculuğa devam edin, çünkü direksiyondan uzaklaşmak korkuyu büyütür.

Zor bir anda birini aramak insani ve anlaşılır bir tepkidir. Yine de her atakta aynı kişiyi aramak zamanla bir güvenlik davranışına dönüşebilir. Zaman içinde bazı atakları tek başınıza atlatmayı denemek, kendinize bunu yapabiliyorum kanıtını verir. Bu kanıt, herhangi bir teknikten daha güçlüdür.

Picture of Klinik Psikolog Burak Uçkun
Klinik Psikolog Burak Uçkun

Klinik Psikolog Burak Uçkun, İstanbul Kadıköy’de yetişkinlere yönelik psikoterapi çalışmaları yürüten bir klinik psikolog ve hipnoterapi uzmanıdır. Psikoloji lisans eğitimini İstanbul Nişantaşı Üniversitesi’nde yüksek onur derecesiyle, bölüm ikincisi olarak tamamlamıştır. Klinik Psikoloji alanındaki tezli yüksek lisans eğitimini ise İstanbul Beykent Üniversitesi’nde onur derecesiyle tamamlamıştır. Hipnoterapi eğitimini ABD Los Angeles’ta bulunan HMI College of Hypnotherapy’de tamamlayan Burak Uçkun, danışanlarıyla yürüttüğü bireysel psikoterapi seanslarında ağırlıklı olarak Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) yaklaşımını kullanmakta; klinik ihtiyaçlara göre destekleyici bir yöntem olarak Hipnoterapi tekniklerinden de yararlanmaktadır.

Burak Uçkun'un Tüm Makaleleri
Picture of Klinik Psikolog Burak Uçkun
Klinik Psikolog Burak Uçkun

Klinik Psikolog Burak Uçkun, İstanbul Kadıköy’de yetişkinlere yönelik psikoterapi çalışmaları yürüten bir klinik psikolog ve hipnoterapi uzmanıdır. Psikoloji lisans eğitimini İstanbul Nişantaşı Üniversitesi’nde yüksek onur derecesiyle, bölüm ikincisi olarak tamamlamıştır. Klinik Psikoloji alanındaki tezli yüksek lisans eğitimini ise İstanbul Beykent Üniversitesi’nde onur derecesiyle tamamlamıştır. Hipnoterapi eğitimini ABD Los Angeles’ta bulunan HMI College of Hypnotherapy’de tamamlayan Burak Uçkun, danışanlarıyla yürüttüğü bireysel psikoterapi seanslarında ağırlıklı olarak Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) yaklaşımını kullanmakta; klinik ihtiyaçlara göre destekleyici bir yöntem olarak Hipnoterapi tekniklerinden de yararlanmaktadır.

Burak Uçkun'un Tüm Makaleleri

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Sorularınız mı var?

Telefon veya e-posta ile irtibata geçmekten çekinmeyin

Klinik Psikolog Burak Uçkun
Gizliliğe Genel Bakış

Bu web sitesi size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmemiz için çerezler kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize geri döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevler gerçekleştirir.