Çoğu insan terapiyi düşündüğü gün gitmez. Aylarca, bazen yıllarca aynı soruyu tekrarlar: “Bu kadarı için gidilir mi?” Sanki yaşadığı şeyin ciddiye alınabilmesi için önce görünmez bir eşiği geçmesi gerekiyormuş gibi hisseder.
Oysa terapiye ne zaman gidilmeli sorusu yalnızca ne kadar kötü hissettiğinize bakılarak cevaplanamaz. Belirtilerin ne kadar yoğun olduğu, ne zamandır sürdüğü, hayatınızı ne ölçüde daralttığı ve kendi çabalarınıza rağmen devam edip etmediği birlikte değerlendirilmelidir. Yaşadığınız zorluk haftalardır sürüyor; uykunuzu, işinizi, ilişkilerinizi veya keyif aldığınız şeyleri etkilemeye başladıysa, psikolojik destek almak için dibe vurmayı beklemeniz gerekmez.
Bu yazıda terapi kararını belirsiz bir his olmaktan çıkarıp somut ölçütlere bağlayacağız. Hangi durumların bir süre izlenebileceğini, hangi işaretlerin profesyonel destek almayı gerektirdiğini ve hangi belirtilerde hiç vakit kaybetmemek gerektiğini adım adım göreceksiniz.
Yazı İçeriği:
Terapiye Ne Zaman Gidilmeli? Kısa Cevap
Terapiye başlama kararı verirken durumu dört pratik ölçüt üzerinden değerlendirmek yararlı olur: süre, şiddet, işlevsellik ve esneklik. Bu dört ölçüt birlikte ele alındığında, “Bir süre daha beklemeli miyim, yoksa destek mi almalıyım?” sorusunun cevabı daha görünür hale gelir.
Bir zorluk haftalardır sürüyor, gününüzün belirgin bir bölümünü kaplıyor, hayatınızın bir alanını daraltıyor ve kendi çabalarınıza rağmen değişmiyorsa, bir değerlendirme görüşmesi yapmanın zamanı gelmiş olabilir.
Bu ölçütler size tanı koymaz. Yalnızca terapi kararını duygusal bir tahminden çıkararak gözlemlenebilir bir zemine taşır. Terapinin ne olduğunu ve nasıl işlediğini merak ediyorsanız, psikoterapinin tanımını, türlerini ve çalışma biçimini anlattığım yazıya göz atabilirsiniz.
“Yeterince Kötü müyüm?” Sorusu Neden Yanlış Bir Soru?
Danışanlarımın önemli bir kısmı ilk görüşmede benzer bir cümle kurar: “Aslında kendi başıma halledebilirdim ama artık çok yoruldum.” Bu cümlenin arkasında çoğu zaman; “terapi, ancak insan tamamen tükendiğinde başvurulabilecek bir yerdir” düşüncesi vardır.
Ruh sağlığını bedensel sağlıktan farklı değerlendirdiğimiz için bu düşünce bize normal gelir. Dişimiz ağrıdığında “Acaba yeterince mi ağrıyor?” diye uzun uzun tartışmayız. Fakat içimiz aylardır sızlarken, bunun yardım istemeye değecek kadar önemli olup olmadığını hesaplarız.
Oysa yalnızca ne kadar acı çektiğinize değil, yaşadığınız şeyin hayatınıza ne yaptığına da bakmak gerekir. Bir kaygı sizi ağlatmıyor olabilir; fakat toplantılarda konuşmanızı, toplu taşımaya binmenizi veya insanlarla yakın ilişki kurmanızı engelliyorsa ciddiye alınmayı hak eder.
Bekledikçe her sorun mutlaka büyümez. Ancak özellikle kaçınma, erteleme, güvence arama ve sürekli kontrol etme gibi davranışlar zaman içinde yerleşebilir. Kişi bir yandan kendini korumaya çalışırken, diğer yandan fark etmeden hayatını daha da daraltabilir.
Terapiye gitmek için görünmez bir eşiği geçmiş olmanız gerekmez. Bir süredir “Bu kadarı için terapiye gidilir mi?” diye soruyorsanız, bu sorunun kendisi bile yaşadığınız duruma daha yakından bakmanız gerektiğini gösterebilir.

Terapi Kararı İçin Dört Soruluk Klinik Filtre
Aşağıdaki dört soruyu kendinize sırayla sorun. Amaç belirti saymak değil, yaşadığınız zorluğun hayatınızdaki yerini daha net görebilmektir.
1. Süre: Ne Kadar Zamandır Böyle Hissediyorsunuz?
Kötü geçen birkaç gün, insanın ruhsal bir bozukluğu olduğu anlamına gelmez. Hayal kırıklıkları, tartışmalar, yoğun iş dönemleri ve yaşamın getirdiği değişimler ruh halimizi geçici olarak etkileyebilir.
Ancak sıkıntı birkaç günlük bir dalgalanma olmaktan çıkıp haftalara veya aylara yayılıyorsa, üzerinde durmak gerekir. Özellikle çökkünlük, isteksizlik ve eskiden keyif alınan şeylerden artık keyif alamama hali neredeyse her gün yaşanıyor ve iki haftayı aşıyorsa profesyonel bir değerlendirme uygun olabilir.
Bununla birlikte süre tek başına yeterli bir ölçüt değildir. Bazı belirtiler kısa süredir devam ediyor olsa bile çok yoğun olabilir. Bu nedenle süreyi aşağıdaki diğer üç ölçütle birlikte değerlendirin.
2. Şiddet: Sorun Gününüzün Ne Kadarını Kaplıyor?
Kendinize şu soruları sorun: Bu mesele gün içinde ne kadar sık aklıma geliyor? Sabah uyandığımda düşündüğüm ilk şey bu mu? Düşünmemeye çalışmak için harcadığım enerji, günlük işlerime ayırdığım enerjiden daha mı fazla?
Bir sorun zihinsel alanınızın büyük bölümünü kaplıyorsa, artık yalnızca arka planda duran küçük bir rahatsızlık değildir. Kişi dışarıdan günlük hayatına devam ediyor gibi görünse bile zihninin içinde sürekli aynı düşüncelerle mücadele ediyor olabilir.
3. İşlevsellik: Hayatınızın Hangi Alanı Küçüldü?
Terapi kararında en önemli ölçütlerden biri, yaşadığınız durumun günlük hayatınızı ne ölçüde etkilediğidir. Aşağıdaki alanlardan birinde belirgin bir daralma olup olmadığına bakın:
- İş ve okul: Odaklanma güçlüğü, performans düşüşü, işleri sürekli erteleme veya sorumlulukları sürdürememe.
- İlişkiler: İnsanlardan uzaklaşma, görüşmeleri iptal etme, tartışmaların sıklaşması veya tahammülün belirgin biçimde azalması.
- Öz bakım: Uyku, yemek, kişisel bakım ve günlük düzenin bozulması.
- Keyif alanları: Eskiden iyi gelen şeylerden artık keyif alamama veya hiçbir şey yapmak istememe.
- Kaçınma: Belirli yerlerden, kişilerden veya durumlardan uzak durarak yaşam alanını giderek küçültme.
Kaçınma özellikle önemlidir. Çünkü kaçınmak kısa vadede rahatlatır. Fakat kişi rahatladıkça bir sonraki seferde yeniden kaçınmak ister. Böylece korkulan durumla karşılaşma fırsatı azalır ve hayat sessizce daralmaya başlar.
4. Esneklik: Kendi Çabalarınız Bir Şeyi Değiştiriyor mu?
İnsanların çoğu terapiye gelmeden önce gerçekten çabalar. Spor yapar, kitap okur, arkadaşlarıyla konuşur, günlük düzenini değiştirmeye çalışır veya bir süre dinlenir. Bunlar elbette çok değerli girişimlerdir.
Ancak burada sorulması gereken asıl soru şudur: “Yaptıklarınız durumu gerçekten değiştiriyor mu, yoksa yalnızca biraz daha dayanmanızı mı sağlıyor?”
Bir süredir sürekli aynı noktaya dönüyorsanız, dışarıdan bir bakış açısı ve yapılandırılmış bir çalışma süreci yararlı olabilir. Dayanmakla iyileşmek her zaman aynı şey değildir.
Dört Ölçütü Bir Arada Okumak
| Bir süre izlenebilir | Değerlendirme görüşmesi yararlı olabilir |
|---|---|
| Birkaç gün süren ve anlaşılır bir nedene bağlı moral bozukluğu | Haftalardır süren veya nedeni tam olarak anlaşılamayan çökkünlük |
| Yoğun bir dönemde ortaya çıkan geçici uyku düzensizliği | Haftalardır süren uyuyamama, gece boyunca sık uyanma veya aşırı uyuma |
| Bir sunumdan önce hissedilen heyecan ve gerginlik | Kaygı nedeniyle sunumlardan kaçınmak, görev değiştirmek veya işi bırakmayı düşünmek |
| Bir tartışmanın ardından birkaç gün süren kırgınlık | Aynı tartışmanın aylardır benzer biçimde tekrar etmesi |
| Bir kaybın ardından yaşanan yoğun ama zaman içinde değişen yas tepkileri | Zaman geçmesine rağmen günlük yaşama ve sorumluluklara dönememek |
| Zaman zaman ortaya çıkan kaygılı düşünceler | Kaygıyı azaltmak için sürekli kontrol etmek, kaçınmak veya başkalarından güvence istemek |
Psikolojik Desteğe İhtiyaç Olduğunu Gösteren İşaretler
Ruhsal zorluklar yalnızca duygularımızda görünmez. Bedenimiz, düşüncelerimiz, davranışlarımız ve ilişkilerimiz de aynı sıkıntıyı farklı biçimlerde anlatabilir.
Aşağıdaki işaretler tek başına bir tanı anlamına gelmez. Ancak belirtiler sürekli hale geliyor, giderek yoğunlaşıyor veya hayatınızı daraltıyorsa profesyonel destek almayı düşünmek için yeterli olabilir.
| Alan | Dikkat edilmesi gereken örnekler |
|---|---|
| Duygular | Sürekli çökkünlük, boşluk, umutsuzluk, yoğun huzursuzluk, beklenmedik öfke, suçluluk, utanç veya değersizlik hissi |
| Beden | Uyku ve iştah değişiklikleri, sürekli yorgunluk, kas gerginliği, çarpıntı, nefes darlığı, mide-bağırsak sorunları veya tekrarlayan ağrılar |
| Düşünceler | Aynı düşüncelerin sürekli dönmesi, felaket senaryoları, karar verememe, odaklanma güçlüğü veya istenmediği halde zihne giren rahatsız edici düşünceler |
| Davranışlar | İnsanlardan geri çekilme, sorumlulukları erteleme, belirli durumlardan kaçınma veya rahatlamak için alkol, madde, kumar, yemek ya da ekran kullanımına daha fazla yönelme |
| İlişkiler | Aynı çatışmaların sürekli tekrarlanması, yakınlık kurmakta zorlanma, yoğun onay ihtiyacı, terk edilme korkusu veya sınır koyamama |
Çarpıntı, nefes darlığı, göğüste sıkışma, baş ağrısı veya mide-bağırsak yakınmaları gibi bedensel belirtilerde öncelikle uygun tıbbi değerlendirme yapılmalıdır. Bedensel bir neden saptanmadığında veya belirtiler stres ve kaygıyla belirgin biçimde değiştiğinde psikolojik etkenlerin de değerlendirilmesi yararlı olabilir.
Belirtiler yoğun bir korku dalgasıyla birlikte dakikalar içinde zirveye çıkıyorsa yaşadığınız şey bir panik atak olabilir. Aradaki ayrımı panik atak, kaygı atağı ve panik bozukluk farkını anlattığım yazıda ayrıntılı biçimde bulabilirsiniz.
Düşünce biçimlerinin ruh halini ve davranışları nasıl etkilediğini merak ediyorsanız, bilişsel davranışçı terapinin çalışma mantığını anlattığım yazı bu ilişkiyi daha somut hale getirebilir.
İlişkilerde sürekli aynı döngülerin içinde kalıyorsanız, neden hep aynı tip insanlara aşık olduğumuzu ele aldığım yazı tekrarlayan ilişki örüntülerini anlamanıza yardımcı olabilir.
Beklemeden Yardım Almanız Gereken Durumlar
Yukarıdaki ölçütler, bir sorun için terapiye başlama zamanını değerlendirmeye yardımcı olur. Ancak bazı durumlarda “Biraz daha beklemeli miyim?” sorusu geçerli değildir.
Acil Yardım Gerektiren Durumlar
- Yaşama son verme düşüncesi, planı veya hazırlığı
- Kendine zarar verme davranışının başlaması ya da sıklaşması
- Bir başkasına zarar verme dürtüsünü kontrol etmekte ciddi güçlük
- Gerçeklikle bağın belirgin biçimde zayıflaması; başkalarının duymadığı sesler duyma veya olmayan şeyler görme
Yaşamınıza son verme düşünceleriniz varsa, kendinize veya bir başkasına zarar verme riski hissediyorsanız yalnız kalmayın; Lütfen hemen 112 Acil’i arayın, en yakın hastanenin acil servisine başvurun ve güvendiğiniz birini arayıp yanınızda olmasını isteyin.
Gecikmeden Profesyonel Değerlendirme Gerektiren Durumlar
- Yeme davranışında ciddi bozulma, hızlı kilo kaybı veya bedensel sağlığın etkilenmesi
- Alkol veya madde kullanımının kontrolden çıkması
- Travmatik bir olayın ardından günlük hayatı sürdüremeyecek kadar yoğun belirtiler yaşanması
- Uyku, iştah, öz bakım veya sorumlulukların belirgin biçimde bozulması
Bu maddeler sizi korkutmak için değil, ölçüyü netleştirmek için burada. Bu durumlardan biri varsa, yaşadığınız şeyin “yeterince ciddi” olup olmadığını tartışmak yerine uygun profesyonel desteğe ulaşmak gerekir.
Terapi İçin Bir Kriz Yaşamanız Gerekmez
Terapinin yalnızca ağır ruhsal hastalıklar için olduğu düşüncesi yaygındır. Oysa psikoterapi, tanı almış psikolojik bozuklukların yanı sıra gündelik yaşam zorluklarında, geçiş dönemlerinde ve tekrarlayan ilişki örüntülerinde de kullanılabilir.
İnsanların sıklıkla “Bu terapilik bir şey değil” diyerek ertelediği durumlar arasında şunlar bulunur:
- Geçiş dönemleri: Ayrılık, boşanma, kayıp, taşınma, iş değişikliği, emeklilik veya ebeveyn olma.
- Tekrarlayan örüntüler: Farklı insanlarla benzer ilişkiler yaşamak veya hayatın aynı noktalarında tekrar tekrar tıkanmak.
- Karar süreçleri: Uzun süredir verilemeyen ve zihinsel enerjiyi tüketen bir kararla mücadele etmek.
- Kronik hastalığa uyum: Bedensel bir hastalık tanısından sonra ortaya çıkan kaygı, yas veya yaşam değişiklikleriyle baş etmek.
- Kendini anlama isteği: Belirgin bir kriz yaşamadan da duygularını, ilişkilerini ve davranış örüntülerini daha iyi tanımak istemek.
Bu durumlarda destek almak için önce bir hastalık tanısı almanız gerekmez. Sorun ağırlaşmadan yardım istemek, kaçınmaların ve işlevsiz örüntülerin yerleşmesini önlemeye yardımcı olabilir. Ancak terapinin süresi, başvuru nedenine, kişinin ihtiyaçlarına ve çalışmanın hedeflerine göre değişir.
Terapiyi Erteleten Düşünceler
“Kendi Başıma Halledebilirim”
Çoğu zaman bu düşüncenin bir doğruluk payı vardır. İnsanın kendi kendini toparlama kapasitesi hafife alınmamalıdır. Fakat aynı cümleyi ne kadar zamandır kurduğunuza bakın. Aylar veya yıllardır aynı noktadaysanız, bu düşünce artık bir çözümden çok erteleme biçimine dönüşmüş olabilir.
“Başkalarının Derdi Benimkinden Daha Büyük”
Acı bir yarış değildir. Bir başkasının daha ağır bir sorun yaşıyor olması, sizin yaşadığınız şeyi önemsiz hale getirmez. Üstelik insanın kendi ihtiyaçlarını sürekli küçümsemesi de üzerinde çalışılması gereken ayrı bir örüntü olabilir.
“Konuşmakla Ne Değişecek?”
Bu itiraz anlaşılırdır. Çünkü psikoterapi yalnızca anlatmak ve rahatlamak değildir. Yapılandırılmış bir terapi sürecinde düşünce kalıpları, kaçınma davranışları, duygu düzenleme güçlükleri ve kişinin yaşamında tekrar eden döngüler üzerinde çalışılır.
Konuşmak sürecin bir parçasıdır; fakat değişimi oluşturan şey yalnızca konuşmak değil, konuşulanların anlaşılması ve günlük hayatta yeni davranışların denenmesidir.
“Ya Terapiye Bağımlı Olursam?”
İyi yürütülen bir psikoterapinin amacı kişiyi terapiste bağımlı hale getirmek değildir. Amaç, kişinin zaman içinde kendi duygularını daha iyi anlaması, sorunlarla baş etme becerilerini geliştirmesi ve terapi dışında da kullanabileceği bir içgörü kazanmasıdır.
Hedeflere ulaşıldıkça seansların sıklığı azaltılabilir ve terapi planlı biçimde sonlandırılabilir.
“Çevrem Ne Der?”
Ruh sağlığı desteği almakla ilgili önyargılar hala birçok insanın kararını etkiliyor. Fakat terapiye gittiğinizi çevrenize açıklamak zorunda değilsiniz.
Gizlilik, psikoterapinin temel ilkelerinden biridir. Güvenlik riski ve yasal zorunluluklar gibi gizliliğin sınırlarını oluşturan istisnalar ise terapist tarafından ilk görüşmelerde açıklanmalıdır.
Psikolog mu, Psikiyatrist mi?
Terapiye gitmeye karar verdikten sonra akla gelen ilk sorulardan biri budur. Psikolog ve psikiyatrist birbirinin alternatifi değildir; farklı roller üstlenirler.
Duygularınız, düşünceleriniz, davranışlarınız ve ilişkileriniz üzerinde psikoterapiyle çalışmak için bir klinik psikoloğa başvurabilirsiniz. İlaç ihtimali, ağır uyku ve iştah bozulması, ciddi işlev kaybı, mani veya psikoz belirtileri ya da güvenlik riski varsa psikiyatri değerlendirmesi de gerekir.
Birçok durumda psikoterapi ve psikiyatrik takip birlikte yürütülebilir. Hangi yolun uygun olduğuna ilişkin karar, belirtilerin niteliğine ve bireysel değerlendirmeye göre verilir.
Karar Verdiniz, Peki Şimdi Ne Olacak?
Terapiye gitmeye karar vermek genellikle en zor adımdır. Sonrası düşündüğünüzden daha sade ilerleyebilir.
- Uzmanın eğitimini ve çalışma alanını inceleyin. Unvan, uzmanlık alanı ve kullandığı terapi yaklaşımı önemlidir. Psikolog seçerken nelere dikkat edilmesi gerektiğini ayrıntılı biçimde anlattığım yazıya göz atabilirsiniz.
- İlk görüşmeyi karşılıklı bir değerlendirme olarak görün. İlk seans, bütün hayatınızı tek görüşmede anlatmanız gereken bir sınav değildir. İlk terapi seansında nelerin konuşulduğunu önceden bilmek, görüşme öncesindeki tedirginliği azaltabilir.
- Görüşme biçimini ihtiyaçlarınıza göre değerlendirin. Başka bir şehirdeyseniz veya programınız yüz yüze görüşmeye uygun değilse, uygun durumlarda online terapi seçeneği değerlendirilebilir.
- Hangi konularda destek alabileceğinizi inceleyin. Psikoterapi desteği alınabilecek konuların listesi, insanların terapiye yalnızca ağır krizlerde başvurmadığını görmenize yardımcı olabilir.
Bu Yazı Kime Yardımcı Olur, Kime Yetmez?
Bu yazı, bir süredir zorlanan ve “Terapiye gitmeli miyim?” sorusuna daha somut ölçütlerle cevap arayan yetişkinler için hazırlandı. Karar aşamasındaysanız, yaşadığınız durumun süresini, yoğunluğunu ve hayatınıza etkisini daha net görmenize yardımcı olabilir.
Buna karşılık bu yazı bir tanı aracı değildir ve bireysel bir klinik değerlendirmenin yerini tutmaz. Yaşadığınız belirtilerin ne anlama geldiğini ve hangi desteğin uygun olduğunu belirlemek için bir ruh sağlığı uzmanıyla görüşmek gerekir.
Buradaki ölçütler yetişkinler düşünülerek yazılmıştır. Çocuk ve ergenlerde ruhsal belirtiler farklı biçimlerde ortaya çıkabilir. Bu durumda çocuk ve ergenlerle çalışan bir uzmana başvurulmalıdır.
Doğru Zaman Sandığınızdan Daha Erken Olabilir
Terapiye ne zaman gidilmeli? Bu sorunun tek bir tarih veya belirti sayısıyla cevaplanması mümkün değildir. Fakat insanlar çoğu zaman yardım almak için gereğinden uzun süre bekler.
Bunun sebebi her zaman inkar veya isteksizlik değildir. Bazen insan kendi acısına, sevdiği birinin acısına göstereceği özeni göstermeyi öğrenmemiştir. Bazen de yaşadığı şeyin yeterince önemli olmadığını düşünür.
Karar vermekte hala zorlanıyorsanız, 29 soruluk terapi ihtiyacı öz değerlendirmesini tamamlayarak yaşadığınız zorluğun süresini, yoğunluğunu ve günlük hayatınıza etkisini daha somut biçimde gözden geçirebilirsiniz.
Bir süredir aynı yükü tek başınıza taşıyor ve bu yazıyı okurken birkaç yerde “Bu benim yaşadığım şeye benziyor” diyorsanız, bir değerlendirme görüşmesi yapabilirsiniz. Bu görüşme sizi bir terapi sürecine devam etmeye mecbur bırakmaz. Öncelikle yaşadığınız durumu anlamanıza ve hangi yolun uygun olabileceğini görmenize yardımcı olur.
Nereden başlayacağınızdan emin değilseniz, Kadıköy’deki kliniğimden bana ulaşabilir veya uygun olması halinde online görüşme seçeneğini değerlendirebilirsiniz.





