Fahrettin Kerim Gökay Cad.

Yazıcı Apt. No:111 D:2 Kadıköy | İstanbul

+90 539 914 23 10

uckun@burakuckun.com

Pts - Cts: 10:30 - 18:00

Randevu ve İrtibat Saatlerimiz

Neden Hep Aynı Tip İnsanlara Aşık Oluyorum? İlişki Döngüsünü Kırmak

Güncelleme:

Yeni biriyle tanışırsınız. Başta her şey farklı görünür. “Bu sefer bambaşka biri” dersiniz. Ama aradan zaman geçer ve tanıdık bir his sızmaya başlar içinize. Aynı hayal kırıklığı, aynı bekleyiş, aynı “neden yine ben?” sorusu. Sonunda dönüp geçmişinize baktığınızda ürkütücü bir şey fark edersiniz. Yüzler değişmiş ama hikaye neredeyse aynı kalmış.

Eğer bu size tanıdık geldiyse, yalnız değilsiniz. “Neden hep aynı tip insanlara aşık oluyorum?” sorusu, terapi odasında en çok duyduğum sorulardan biri. Aslında bu bir şanssızlık değil. Kötü insanlar sizi bulmuyor, kader size oyun oynamıyor. Hep aynı tip insanlar beni buluyor diye düşünüyorsanız, bunun altında çoğu zaman farkında bile olmadığınız bir örüntü yatıyor. İyi haber şu ki, fark edilen bir örüntü, değiştirilebilir bir örüntüdür. Bu yazıda o örüntünün neden oluştuğunu ve onu nasıl kırabileceğinizi konuşacağız.

Yazı İçeriği:

Aslında Aynı “Tip”e Değil, Aynı “His”e Aşık Oluyorsunuz

Sürekli aynı tip insanlara aşık olmanın temel nedeni, kişinin aynı fiziksel tipi değil, geçmişten tanıdık gelen aynı duygusal deneyimi bilinçdışı olarak tekrar aramasıdır. Yani insan, kendisine iyi geleni değil, tanıdık geleni güvenli sayma eğilimindedir.

Çoğu insan bu soruyu sorarken hep aynı fiziksel ya da karakter tipine takıldığını düşünür. Hep esmerler, hep asi olanlar, hep mesafeli duranlar… Ama işin özüne indiğinizde çoğu zaman ortaya başka bir şey çıkar. Sizi çeken şey aslında o kişinin tipi değil, o kişiyle birlikteyken içinizde uyanan histir.

Bu ayrım çok önemli. Çünkü bir sonraki partneriniz öncekine hiç benzemiyor olabilir. Farklı bir meslekte, farklı bir şehirde, bambaşka bir görünüşte biri olabilir. Ama onunla birlikteyken içinizde aynı tanıdık duygu canlanır. Belki sürekli onaylanma bekleme hali. Belki ilgisini kazanmak için çabalama telaşı. Belki de o hep bir adım geride duran, ele avuca sığmayan yakınlık. İşte tekrarlayan şey partnerin kendisi değil, o duygusal atmosferdir. Siz bir tipe değil, tanıdık bir hisse geri dönüyorsunuz.

Peki Bu Tanıdık His Nereden Geliyor?

Zihnimiz tuhaf bir şekilde çalışır. Bizim için “iyi” olanı değil, “tanıdık” olanı güvenli sayar. Çünkü tanıdık olan, öngörülebilirdir. Ne olacağını bilmek, ne kadar acı verirse versin, bilinmezliğin yarattığı tedirginlikten daha az korkutucu gelir bize.

Bu tanıdıklık duygusunun kökleri çoğu zaman ilk ilişkilerimizde, yani ailemizle kurduğumuz bağda saklıdır. Sevginin bize nasıl gösterildiğini, ne zaman geldiğini, ne zaman çekildiğini orada öğreniriz. Psikolojide buna bağlanma stili denir.

Bebeklikten itibaren bakım verenlerimizle kurduğumuz ilişki, yetişkinlikte kime, nasıl bağlanacağımızın adeta bir şablonunu oluşturur. Güvenli bir bağ içinde büyüyen biri, yetişkinlikte de yakınlığı güven verici bulur. Ama bağlanması kaygılı ya da kaçıngan biçimde şekillenmişse, ilişkilerde ya sürekli terk edilme korkusuyla ya da yakınlıktan kaçarak bir örüntüye sıkışabilir. Bu konuyu daha derinlemesine merak ediyorsanız, bağlanma stilleri ve kaygılı bağlanma yazısı, kendi bağlanma biçiminizi tanımanıza yardımcı olabilir.

İşte bu noktada önemli bir gerçeği vurgulamak gerekir: Bu seçimlerin çoğunu bilinçli olarak yapmayız. Yani kimse oturup “bana acı verecek birini seçeyim” demez. Bu örüntü, farkındalığımızın altında, bilinçdışı süreçlerle işler. Zihnimizin derinliklerine yıllar içinde kazınmış bu şablon, kiminle rahat edeceğimizi, kime çekileceğimizi biz farkına bile varmadan belirler. Bu yüzden aynı hataları tekrarlıyormuş gibi hissetmek çoğu zaman bir irade zayıflığı değil, görünmeyen bir haritanın bizi hep aynı yollara sürüklemesidir.

Eğer sevgi çocuklukta koşula bağlıysa, yani ancak belirli şeyleri yaptığınızda geldiyse, yetişkinlikte de sevgiyi “hak edilmesi gereken” bir şey gibi arayabilirsiniz. Eğer bir ebeveynin ilgisi gelgitliyse; bir gün sıcak, bir gün soğuksa, o öngörülemezlik zihninize “aşk böyle bir şeydir” diye kaydolabilir. Sonra yıllar geçer ve karşınıza sakin, tutarlı, güvenilir biri çıkar. Ama içinizde bir kıvılcım çakmaz. Çünkü o kişi size heyecan vermez. Oysa gerçek şudur: O kişi size “heyecan vermiyor” değildir, sadece size tanıdık gelen o gerilimi vermiyordur.

Sağlıklı İlişki Neden Bazen “Sıkıcı” Gelir?

Bu, üzerinde en az konuşulan ama en can alıcı noktalardan biri. Eğer sizin sinir sisteminiz iniş çıkışlı, belirsiz, bir yakınlaşıp bir uzaklaşan ilişkilere alışmışsa, sakin ve dengeli bir ilişki başta size bir şey eksikmiş gibi hissettirebilir.

Çünkü o güvenli ilişkide beklenti kaygısı yoktur. Mesajına ne zaman cevap geleceğini merak etmezsiniz, gelir. Sizi seviyor mu diye sınav vermezsiniz, sevdiğini bilirsiniz. Ve tam da bu huzur, kaosa alışmış bir zihne yabancı gelir. “Galiba ondan yeterince hoşlanmıyorum” diye düşünürsünüz. Oysa hissettiğiniz şey “ilgisizlik” değil, güvenliğe yabancı olmanın verdiği o boşluk duygusudur. İşte bu yüzden birçok insan farkında olmadan “yeşil bayrakları”, yani sağlıklı işaretleri sıkıcı bulur ve “kırmızı bayrakları”, yani tehlike işaretlerini tutku sanır. Heyecan sandığınız şey, çoğu zaman tehdit altındaki sinir sisteminizin alarmıdır.

Döngüyü Besleyen Diğer Görünmez Etkenler

Tanıdıklık en güçlü etken olsa da, bu döngüyü besleyen başka dinamikler de vardır. Bunları tanımak, kendi örüntünüzü çözmenizi kolaylaştırır.

Bunlardan biri kurtarıcı ya da tamirci rolüdür. Bazı insanlar farkında olmadan “onu ben düzeltirim, sevgimle değişir” inancıyla hep yaralı, eksik ya da sorunlu partnerler seçer. Bu çoğu zaman iyi niyetli bir kalpten değil, kendi değerini birine yardım ederek kanıtlama ihtiyacından gelir.

Bir diğeri, ilişkinin başındaki o yoğun kimyasal çekimdir. Tutarsız davranan, bir yaklaşıp bir uzaklaşan biri, beyinde bir belirsizlik ve ödül döngüsü yaratır. Bu döngü, dengeli bir ilişkinin sakin mutluluğundan çok daha yoğun, çok daha bağımlılık yapıcı bir his üretir. Aslında bu, kumar bağımlılığında beynin yaşadığı sürece benzer. Ödülün ne zaman geleceğini bilmemek, onu daha da çekici kılar. Ne yazık ki bu yoğunluğu çoğu zaman aşkın derinliğiyle karıştırırız. Oysa o yoğunluk, çoğu zaman güvenden değil, güvensizlikten doğar.

Aynı tip değil, aynı his temasını anlatan ve tekrarlayan ilişki döngülerini özetleyen infografik

Bu Bir Kader mi, Yoksa Değiştirilebilir mi?

Tekrarlayan ilişki döngüsü bir kader ya da şanssızlık değil, fark edildiğinde değiştirilebilen öğrenilmiş bir örüntüdür. Bu döngüyü kırmanın ilk adımı, hangi tanıdık duygunun kişiyi aynı tip ilişkilere çektiğini bilinç düzeyinde fark etmektir.

En sık sorulan ve en umut kırıcı sanılan soru budur. “Ben hep böyleyim, hiç değişmeyecek mi?” Buna içtenlikle verebileceğim cevap şu. Hayır, bu bir kader değil. Bu bir alışkanlık. Ve alışkanlıklar, ne kadar köklü olursa olsun, fark edildiklerinde ve üzerine çalışıldıklarında değişebilir.

Ama gerçekçi olmak gerekirse; bu döngüyü kırmak sadece “artık farklı biri seçeceğim” demekle olmaz. Çünkü seçim çoğu zaman bilinçli aklınızla değil, o eski tanıdıklık duygusuyla yapılır. Yani siz farklı birini seçmeye karar verseniz bile, kalbiniz yine o eski tanıdık kıvılcımın peşine düşebilir. Gerçek değişim, önce hangi hissin sizi tuzağa çektiğini tanımakla, sonra o hisse rağmen yeni bir yol seçmeyi öğrenmekle olur. Bu da çoğu zaman tek başına yürünmesi zor bir yoldur.

Yüzler Değişir, Senaryo Aynı Kalır

Bu örüntünün en şaşırtıcı yanı, dışarıdan bakınca partnerlerin birbirine hiç benzemiyor olmasıdır. Belki biri çok konuşkandı, diğeri sessizdi. Biri hırslıydı, öteki rahattı. Bu yüzden kişi “ama hepsi bambaşkaydı, ortak bir yön yoktu” diye düşünür ve örüntüyü göremez.

Neden hep aynı tip insanlara aşık oluyorum konusunu anlatan, tekrar eden ilişki seçimlerini mizahi şekilde gösteren karikatür

Oysa benzerlik görünüşte değil, ilişkinin akışındadır. Diyelim ki biri, ilgisini hep bir adım geride tutan insanlara çekiliyor. İlk partneri işkoliktir, sürekli meşguldür. İkincisi duygusal olarak kapalıdır, içini açmaz. Üçüncüsü coğrafi olarak uzaktadır, hep mesafelidir. Üç insan da bambaşkadır. Ama üçünde de kişi aynı yerde bulur kendini. Sürekli daha fazla yakınlık için çabalayan, hep biraz aç kalan taraf. İşte “tekrarlayan” şey kişi değil, bu roldür. Sanki her seferinde aynı oyun sahnelenir, sadece karşı roldeki oyuncu değişir. Kendi rolünüzü fark etmek, bu oyunun senaryosunu değiştirmenin başlangıcıdır.

Döngüyü Kırmak İçin Kendi Başınıza Yapabilecekleriniz

Profesyonel desteğe geçmeden önce, bu farkındalığı derinleştirmek için kendi başınıza atabileceğiniz bazı adımlar var. Bunlar sihirli çözümler değil, ama örüntünüzü görünür kılan güçlü başlangıçlar.

  • Eski ilişkilerinizin envanterini çıkarın. Geçmiş ilişkilerinizi tek tek düşünün. Partnerlerin fiziksel ya da karakter tiplerine değil, o ilişkilerde ne hissettiğinize odaklanın. Her birinde tekrar eden ortak bir duygu var mı? Sürekli yetersizlik mi hissettiniz, sürekli terk edilme korkusu mu, yoksa hep bir ilgi dilenme hali mi? İşte tekrarlayan o duygu, sizin gerçek örüntünüzün adıdır.
  • Erken heyecanı temkinle karşılayın. Birine ilk anda kapılıp “işte bu, tam benlik” hissine kapıldığınızda, kısa bir mola verin. Çünkü o anında gelen yoğun çekim, çoğu zaman gerçek uyumun değil, tanıdık bir yaranın işaretidir. Sağlıklı ilişkiler genellikle ilk saniyede patlayan bir fişek gibi değil, yavaş yavaş ısınan bir ateş gibi gelişir. Anlık yoğunluğu bir uyum göstergesi olarak değil, üzerinde durup düşünülmesi gereken bir işaret olarak görün. 
  • Kendinize doğru soruyu sorun. “Neden hep kötü insanları çekiyorum?” sorusu sizi bir kurban konumuna hapseder ve değişim gücünü elinizden alır. Bunun yerine şunu sorun. “Ben neden bu tanıdık hissi sevgi zannediyorum?” Bu soru, gücü yeniden sizin elinize verir. Çünkü karşınıza çıkanı değiştiremezsiniz, ama neye “evet” dediğinizi değiştirebilirsiniz.

Güvenliğe bir şans tanıyın. Sakin, tutarlı biriyle tanıştığınızda ve içinizde o eski kıvılcım çakmadığında, hemen “kimya yok” deyip kaçmayın. O boşluk hissinin, ilgisizlik mi yoksa sadece huzura yabancılık mı olduğunu anlamak için kendinize biraz zaman tanıyın. Tanıdık gelen o gerilim olmadığında hissettiğiniz eksiklik, aslında iyileşmenin ilk işareti olabilir. Bazen sevgi, gürültülü bir tutkuyla değil, sessiz bir güvenle gelir.

Bu Döngüde Terapi Nasıl Yardımcı Olur?

Kendi başınıza yapabileceğiniz çok şey var elbette. Ama bu örüntüler çoğu zaman o kadar derine kök salmıştır ki, tek başına görmek bile zorlaşır. Çünkü hepimizin bir kör noktası vardır ve genellikle en çok acıttığı yerde bulunur. İşte terapinin devreye girdiği yer tam da burasıdır.

Bir terapi sürecinde, bu tanıdık hissin tam olarak nereden geldiğini, hangi eski hikayenin izini sürdüğünüzü birlikte keşfederiz. Amaç geçmişi kazımak ya da ailenizi suçlamak değildir. Amaç, bugün sizi hala yöneten o görünmez haritayı bilinç düzeyine çıkarmaktır. Çünkü bir örüntü ancak görünür olduğunda üzerinde söz sahibi olabilirsiniz. Terapide ayrıca, o eski kıvılcımın çekimine kapılmadan, sağlıklı bir yakınlığa tahammül edebilmeyi de yavaş yavaş öğrenirsiniz. Bu, çoğu insan için hayatındaki en dönüştürücü çalışmalardan biridir. Çünkü mesele sadece doğru partneri bulmak değil, kendinizle kurduğunuz ilişkiyi de onarmaktır.

Eğer geçmiş ilişkilerinizde kendinizi hep aynı çıkmaz sokakta buluyorsanız ve bu döngüyü artık kırmak istiyorsanız, bu yükü tek başınıza taşımak zorunda değilsiniz. Yaşadıklarınızı birlikte anlamlandırmak ve yüz yüze seanslarla size uygun bir psikoterapi süreci planlamak isterseniz, bana Kadıköy’deki psikoloji merkezimden ulaşabilirsiniz. Farklı bir şehirdeyseniz online seanslarla da ilerleyebiliriz. Aynı hikayeyi yeniden yaşamak zorunda değilsiniz. Yeni bir hikaye yazmak mümkün.

Sık Sorulan Sorular

Aynı tür insanlara çekilmek oldukça yaygın bir durumdur ve altında genellikle bilinçdışı bir örüntü yatar. Zihnimiz bize iyi geleni değil, tanıdık geleni güvenli sayar. Bu yüzden çoğu zaman aynı tipe değil, aynı tanıdık duyguya geri döneriz. Bunu fark etmek, döngüyü kırmanın ilk ve en önemli adımıdır.

Hayır, bir hastalık değildir. Bu, çoğu zaman geçmiş ilişkilerimizden ve erken bağlanma deneyimlerimizden öğrenilmiş bir örüntüdür. Öğrenilmiş olması aynı zamanda umut vericidir, çünkü öğrenilen şey değiştirilebilir. Farkındalık ve gerektiğinde profesyonel destekle bu kalıp dönüştürülebilir.

Eğer geçmişte iniş çıkışlı, belirsiz ilişkilere alıştıysanız, sakin ve tutarlı bir ilişki başta size eksik ya da sıkıcı gelebilir. Hissettiğiniz şey çoğu zaman ilgisizlik değil, güvenliğe yabancı olmanın verdiği boşluktur. Bu duyguyu tanımak ve güvenli ilişkiye zaman tanımak, bu algıyı zamanla değiştirebilir.

Farkındalık geliştirmek, geçmiş ilişkilerinizdeki ortak duyguyu görmek ve erken heyecanı sorgulamak gibi adımları kendi başınıza atabilirsiniz. Ancak bu örüntüler çoğu zaman çok derine yerleşmiştir ve tek başına görmek zorlaşır. Bu noktada bir uzmanla çalışmak, kör noktalarınızı görmenizi ve kalıcı bir değişim yaşamanızı kolaylaştırır.

Erken dönem deneyimleri önemli bir rol oynar, çünkü sevginin nasıl bir şey olduğunu ilk orada öğreniriz. Ama tek belirleyici şey bu değildir. Bağlanma biçimimiz, geçmiş ilişki deneyimlerimiz ve tanıdık olana duyduğumuz çekim de bu örüntüyü birlikte şekillendirir. Amaç geçmişi suçlamak değil, bugünkü seçimlerimizi anlamaktır.

Tanıdık his çoğu zaman bir gerilim, bir belirsizlik ve sürekli çaba gösterme hali olarak yaşanır. Gerçek ve sağlıklı bir yakınlık ise daha çok güven, sakinlik ve rahatlık duygusu verir. Eğer bir ilişki size sürekli kaygı ve “acaba” yaşatıyorsa, bu tutkudan çok tanıdık bir yaranın işareti olabilir.

Picture of Klinik Psikolog Burak Uçkun
Klinik Psikolog Burak Uçkun

Klinik Psikolog Burak Uçkun, İstanbul Kadıköy’de yetişkinlere yönelik psikoterapi çalışmaları yürüten bir klinik psikolog ve hipnoterapi uzmanıdır. Psikoloji lisans eğitimini İstanbul Nişantaşı Üniversitesi’nde yüksek onur derecesiyle, bölüm ikincisi olarak tamamlamıştır. Klinik Psikoloji alanındaki tezli yüksek lisans eğitimini ise İstanbul Beykent Üniversitesi’nde onur derecesiyle tamamlamıştır. Hipnoterapi eğitimini ABD Los Angeles’ta bulunan HMI College of Hypnotherapy’de tamamlayan Burak Uçkun, danışanlarıyla yürüttüğü bireysel psikoterapi seanslarında ağırlıklı olarak Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) yaklaşımını kullanmakta; klinik ihtiyaçlara göre destekleyici bir yöntem olarak Hipnoterapi tekniklerinden de yararlanmaktadır.

Burak Uçkun'un Tüm Makaleleri
Picture of Klinik Psikolog Burak Uçkun
Klinik Psikolog Burak Uçkun

Klinik Psikolog Burak Uçkun, İstanbul Kadıköy’de yetişkinlere yönelik psikoterapi çalışmaları yürüten bir klinik psikolog ve hipnoterapi uzmanıdır. Psikoloji lisans eğitimini İstanbul Nişantaşı Üniversitesi’nde yüksek onur derecesiyle, bölüm ikincisi olarak tamamlamıştır. Klinik Psikoloji alanındaki tezli yüksek lisans eğitimini ise İstanbul Beykent Üniversitesi’nde onur derecesiyle tamamlamıştır. Hipnoterapi eğitimini ABD Los Angeles’ta bulunan HMI College of Hypnotherapy’de tamamlayan Burak Uçkun, danışanlarıyla yürüttüğü bireysel psikoterapi seanslarında ağırlıklı olarak Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) yaklaşımını kullanmakta; klinik ihtiyaçlara göre destekleyici bir yöntem olarak Hipnoterapi tekniklerinden de yararlanmaktadır.

Burak Uçkun'un Tüm Makaleleri

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Sorularınız mı var?

Telefon veya e-posta ile irtibata geçmekten çekinmeyin

Klinik Psikolog Burak Uçkun
Gizliliğe Genel Bakış

Bu web sitesi size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmemiz için çerezler kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize geri döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevler gerçekleştirir.