Bu yazıyı belki de kimseye söyleyemediğiniz bir korkuyla açtınız. Aklınıza, sizi dehşete düşüren bir düşünce geliyor. Sevdiğiniz birine zarar verme, değerlerinize tümüyle aykırı cinsel ya da dini bir imge, ya da “ya gerçekten böyle biriysem?” sorusu… Ve bu düşünce geldikçe, kendinizden şüphe ediyorsunuz. Belki de aylardır, hatta yıllardır bu yükü tek başınıza taşıyor, kimsenin sizi anlamayacağından korkuyorsunuz.
Öncelikle şunu net biçimde söyleyebilirim ki bu tür düşüncelere sahip olmak, sizin kötü, tehlikeli ya da sapkın biri olduğunuz anlamına gelmez. Aksine, bu düşüncelerden bu kadar rahatsız olmanız, tam da onların sizin gerçek isteğiniz olmadığının kanıtıdır. Yaşadığınız şeyin çok büyük olasılıkla bilinen, tanımlı ve tedavi edilebilir bir adı var. Görünmeyen OKB, yani takıntılı düşüncelerle giden obsesif kompulsif bozukluk. Bu yazıda, çoğu kaynağın yalnızca bir iki satırla geçiştirdiği bu türleri, hak ettikleri derinlik ve özenle ele alacağım.
Yazı İçeriği:
Görünmeyen OKB Nedir?
OKB deyince akla genellikle sürekli el yıkayan ya da kapıyı defalarca kontrol eden biri gelir. Bu görünür türler gerçektir. Ama obsesif kompulsif bozukluğun çok daha gizli, dışarıdan hiç fark edilmeyen bir yüzü daha vardır. Bu türde döngü tamamen zihnin içinde döner. Dışarıdan bakan biri, kişinin içinde ne fırtınalar koptuğunu asla göremez.
Görünmeyen OKB’de obsesyonlar, kişinin en çok değer verdiği şeylere saldırır. Sevgi dolu bir anneyse, çocuğuna zarar verme düşünceleri gelir. Dindar biriyse, inancına hakaret içeren imgeler belirir. Nazik ve ahlaklı biriyse, şiddet ya da cinsellik içeren, kendisini iğrendiren düşünceler zihnini işgal eder. İşte bu, bir tesadüf değildir. OKB, tam da kişinin en hassas olduğu, en çok korktuğu noktayı bulur ve oraya saldırır. Çünkü bu düşünceler kişiyi ne kadar çok korkutursa, o kadar çok kaygı üretir ve döngü o kadar güçlenir.
Kötü Düşünceler Neden Herkesin Aklına Gelir?
Burada, sizi belki de yıllardır rahatlatacak bir gerçeği paylaşmam gerekir. Araştırmalar açıkça gösteriyor ki, istenmeyen, tuhaf ve rahatsız edici düşünceler neredeyse herkesin zihnine zaman zaman gelir. Yüksek bir yerden aşağı bakarken “ya atlarsam?” düşüncesi, elinde bıçakla “ya birine saplarsam?” imgesi, ya da hiç istenmeyen bir anda beliren uygunsuz bir düşünce. Bunlar insan zihninin sıradan, anlamsız yan ürünleridir.
Peki OKB’li kişiyle diğerleri arasındaki fark nedir? Fark, düşüncenin gelmesi değildir. Fark, o düşünceye yüklenen anlamdır. OKB’si olmayan biri bu düşünceyi “ne saçma bir şey” deyip geçer, gitmesine izin verir. OKB’li kişi ise aynı düşünceye takılır. “Neden böyle bir şey düşündüm? Demek ki içimde kötü bir şey var.” İşte bu yorum, düşünceye anlam ve güç yükler. Kişi düşünceyi kovmaya çalıştıkça, düşünce daha da güçlenir. Bir düşünceyi düşünmemeye çalışmanın, onu tam da zihnin merkezine yerleştirdiğini unutmayın.
Ego-Distonik: Bu Düşünceler Neden Sizin Gerçek İsteğiniz Değil?
Klinik olarak çok önemli bir kavram var. Bu takıntılı düşünceler ego-distoniktir. Yani “kişinin benliğine, değerlerine ve gerçek isteklerine tamamen yabancı ve aykırıdır”. İşte bu, her şeyi açıklayan anahtardır.
Bir düşünün. Eğer bir kişi gerçekten şiddet uygulamak isteseydi, bu düşünce onu dehşete düşürmez, aksine ona çekici gelirdi. Eğer bir düşünce sizi bu kadar korkutuyor, iğrendiriyor ve kaygılandırıyorsa, bu tam olarak o düşüncenin sizin gerçek arzunuz olmadığını gösterir. Yani duyduğunuz o yoğun rahatsızlık, aslında karakterinizin bir kanıtıdır. OKB’nin en acımasız yanı da budur. Kişiyi, olmaktan en çok korktuğu şey olmakla suçlar. Oysa gerçek şu ki, bu düşüncelerden bu kadar acı çekmeniz, sizin onların tam tersi biri olduğunuzun en güçlü delilidir.
Bu noktada bir bilişsel hatadan söz etmek gerekir. Buna düşünce-eylem kaynaşması denir. Kişi, bir düşünceyi sanki bir eylemmiş gibi ele alır. “Bunu düşündüysem, yapabilirim” ya da “bunu düşünmek, onu istemek kadar kötü” diye inanır. Oysa düşünce ile eylem tamamen farklı şeylerdir. Bir düşünceye sahip olmak, onu yapacağınız ya da istediğiniz anlamına gelmez. Zihninizden geçen hiçbir düşünce, sizi bir suçlu ya da kötü biri yapmaz.
Zarar Verme Obsesyonları
En sık görülen görünmeyen OKB türlerinden biri, zarar verme obsesyonlarıdır. Kişinin zihnine, kendine ya da sevdiklerine istemeden zarar vereceğine dair düşünceler ve imgeler gelir. Elinde bıçak varken sevdiği birine zarar verme düşüncesi, yüksekten birini itme imgesi, kucağındaki bir bebeği bilerek yere atma düşüncesi ya da arabayla bilerek birine çarpma korkusu, bu türe örnektir.
Bu düşünceleri yaşayan kişiler genellikle son derece nazik, sorumlu ve empati sahibi insanlardır. Tam da bu yüzden bu düşünceler onları dehşete düşürür. Kişi çoğu zaman keskin nesnelerden kaçınmaya, sevdikleriyle yalnız kalmaktan çekinmeye başlar. Oysa istatistiksel gerçek nettir. Zarar verme obsesyonu olan kişilerin bu düşünceleri hayata geçirme olasılığı yoktur denecek kadar düşüktür. Çünkü onlar bu düşünceleri isteyen değil, bu düşüncelerden kaçan kişilerdir.
Cinsel İçerikli Obsesyonlar
Bu tür, belki de en çok utanç ve gizlilik içinde yaşanan türdür. Kişinin zihnine, kendi değerlerine ve yönelimine tamamen aykırı, cinsel içerikli istenmeyen düşünceler gelir. Bu düşünceler kişiyi dehşete düşürür ve yoğun bir suçlulukla boğuşmasına neden olur.
Bu obsesyonlar farklı biçimler alabilir. Kişi cinsel yönelimiyle ilgili takıntılı bir kuşkuya kapılabilir, sürekli “ya ben aslında düşündüğümden farklıysam?” diye zihnini test edebilir. Ya da toplumsal olarak en tabu sayılan, kişinin ahlaki değerlerine tümüyle zıt cinsel imgeler zihnini işgal edebilir. Burada net olmak gerekir. Bu düşüncelere sahip olmak, kişinin gerçek arzularını yansıtmaz. Tam tersine, kişi bu düşüncelerden iğrendiği ve korktuğu için acı çeker. OKB, kişinin en kutsal saydığı değerlere saldırır çünkü en çok kaygıyı orada üretebilir. Bu tür takıntılar da tanımlı, bilinen ve tedavi edilebilir OKB biçimleridir. Yalnızca bunu bir uzmanla konuşabilmek bile, çoğu kişi için yıllardır taşıdığı yükün hafiflemesi demektir.
Dini Obsesyonlar ve Vesvese
Dini obsesyonlar, halk arasında sıklıkla “vesvese” olarak bilinen, kültürümüzde çok yaygın ama nadiren doğru anlaşılan bir türdür. Bu türde kişinin zihnine, inancına aykırı, kutsal değerlerine hakaret içeren ya da onları küçük düşüren istenmeyen düşünceler gelir. Kişi bu düşüncelerden dolayı yoğun bir suçluluk ve günah işlediği korkusu yaşar.
Dini obsesyonun bir başka biçimi de aşırı kuşkudur. Kişi ibadetini doğru yapıp yapmadığından, abdestinin bozulup bozulmadığından ya da bir günah işleyip işlemediğinden sürekli şüphe duyar. Bu kuşkuyu gidermek için ibadetlerini defalarca tekrarlar, sürekli sorar, araştırır. Ama bu güvence arayışı kaygıyı hiçbir zaman kalıcı olarak dindirmez, aksine döngüyü besler. Önemli olan şunu bilmektir. İstenmeyen bir düşüncenin zihne gelmesi, kişinin inancının zayıf olduğu ya da gerçekten o düşünceyi benimsediği anlamına gelmez. Bu, zihnin ürettiği bir kaygı belirtisidir ve dini bir mesele değil, klinik bir tablodur.
İlişki Obsesyonları
Bir başka görünmeyen tür, ilişki obsesyonlarıdır. Kişi, partnerine olan duygularından ya da ilişkisinin “doğru” olup olmadığından sürekli şüphe eder. “Onu gerçekten seviyor muyum? Ya yanlış kişiyleysem? Ya bu his gerçek değilse?” gibi sorularla zihni durmaksızın meşgul olur.
Bu kuşkular normal ilişki sorgulamalarından farklıdır. Çünkü kişi bu sorulara bir türlü kesin yanıt bulamaz ve bulduğunu sandığı her yanıt yeni bir kuşku doğurur. Kişi partnerini sürekli test eder, duygularını kontrol eder, güvence arar. Bu da ilişkiyi hem kendisi hem de partneri için yıpratıcı hale getirir. Kişi çoğu zaman mutlu bir ilişki içindedir, ama zihnindeki kuşku motoru bir türlü durmaz. Bu tür de OKB döngüsünün bir parçasıdır ve aynı ilkelerle tedavi edilir.
Saf Obsesyon (Pure O) Nedir?
Görünmeyen OKB’den söz ederken sıkça duyulan bir kavram saf obsesyon, yani Pure O‘dur. Bu terim, kişide dışarıdan görünen bir kompulsiyonun, örneğin el yıkama ya da kontrol etmenin olmadığı OKB biçimini anlatmak için kullanılır. Kişi yalnızca takıntılı düşüncelerle boğuşuyor gibi görünür.
Ama burada önemli bir yanılgı vardır. “Pure O” ifadesi, sanki kişide yalnızca obsesyon varmış ve hiç kompulsiyon yokmuş gibi anlaşılabiliyor. Oysa OKB tanımında kompulsiyonlar yalnızca dışarıdan görülen davranışlar değildir; zihinsel eylemler de kompulsiyon olabilir. Bu nedenle, aslında saf obsesyon tam olarak doğru bir tanım değildir.
Çünkü bu kişilerde de aslında kompulsiyonlar vardır. Sadece bu kompulsiyonlar dışarıdan görünmez, zihnin içinde gerçekleşir. Zihinsel kompulsiyonlar arasında; “takıntılı düşünceyi zihinde durmadan analiz etmek; kötü bir düşünceyi iyi bir düşünceyle etkisizleştirmeye çalışmak; geçmişi sürekli gözden geçirip “acaba yaptım mı” diye kontrol etmek” gibi kompulsiyonlar bulunur. Ve sürekli kendine ya da başkalarına güvence aramak. Yani Pure O’da döngü aynıdır, sadece kompulsiyonlar görünmez olduğu için tanınması ve tedavisi daha zor olabilir.
Görünmeyen OKB Nasıl Tedavi Edilir?
En önemli haber şudur. Görünmeyen OKB, tıpkı görünür türleri gibi tedavi edilebilir. Üstelik son derece etkili, bilimsel temelli yöntemlerle. Buradaki en büyük engel çoğu zaman tablonun kendisi değil, kişinin utançtan bunu kimseye anlatamaması ve doğru yardıma ulaşamamasıdır.
Tedavinin altın standardı, bilişsel davranışçı terapinin bir biçimi olan Maruz Bırakma (Exposure) ve Tepki Önleme yöntemidir. Görünmeyen OKB’de bu yöntem, kişinin korktuğu düşünceyle, onu bastırmadan ya da etkisizleştirmeye çalışmadan kalabilmesini öğretir. Kişi, o düşüncenin gelmesine izin verir ama ardından gelen zihinsel kompulsiyonu, yani analiz etmeyi, güvence aramayı ya da etkisizleştirmeyi yapmaz. Başlangıçta bu kaygıyı artırır. Ama kişi kompulsiyon yapmadan beklediğinde, kaygının kendiliğinden azaldığını ve korktuğu felaketin gerçekleşmediğini bizzat deneyimler. Böylece hem bedensel hem zihinsel bir “yeniden öğrenme” işlemi gerçekleşir.
Bilişsel çalışmalarla da kişinin düşüncelere yüklediği abartılı anlam ele alınır. Kişi, bir düşüncenin sadece bir düşünce olduğunu, onun kim olduğunu tanımlamadığını öğrenir. Güvence arama ve düşünce bastırma gibi döngüyü besleyen alışkanlıkların bırakılması da tedavinin önemli bir parçasıdır. Gerektiğinde, bir psikiyatristin değerlendirmesiyle ilaç tedavisi de sürece eklenebilir ve terapiyi destekler.
Ne Zaman Bir Uzmana Başvurmalısınız?
Eğer takıntılı düşünceler gününüzün önemli bir bölümünü alıyorsa, size yoğun sıkıntı veriyorsa, kaçınma davranışlarına yol açıyorsa ya da hayatınızı ve ilişkilerinizi kısıtlıyorsa, bir uzmanla görüşmenin zamanı gelmiştir. Bu düşüncelerin içeriği ne kadar korkutucu ya da utanç verici olursa olsun, bir ruh sağlığı uzmanı için bunlar tanıdık, anlaşılır ve tedavi edilebilir tablolardır. Sizi yargılamaz, çünkü bunların OKB’nin bilinen biçimleri olduğunu bilir.
Yıllarca bu yükü tek başına, kimseye söyleyemeden taşıyan pek çok danışan gördüm. Ve neredeyse hepsinin ortak cümlesi şuydu: “Keşke bunun bir adı olduğunu ve tedavi edilebildiğini daha önce bilseydim.” Zihninizin size dayattığı bu düşünceler sizi tanımlamıyor. Yaşadıklarınızı yargısız bir ortamda birlikte ele almak ve size uygun bir yol haritası oluşturmak isterseniz, bana Kadıköy’deki kliniğimden telefonla ya da e-posta ile ulaşabilirsiniz. Yüz yüze ya da farklı bir şehirdeyseniz online seanslarla da ilerleyebiliriz. Bu düşüncelerin sizi esir aldığı döngüden çıkmak mümkün.
Sık Sorulan Sorular
Hayır. İstenmeyen, rahatsız edici düşünceler neredeyse herkesin zihnine zaman zaman gelir. Bu düşüncelerden bu kadar rahatsız olmanız, tam da onların sizin gerçek isteğiniz olmadığının kanıtıdır. Kötü bir insan olsaydınız, bu düşünceler sizi bu kadar korkutmazdı. Bu tablo, görünmeyen OKB’nin bilinen bir biçimidir ve tedavi edilebilir.
Zarar verme ya da değerlerinize aykırı obsesyonları olan kişilerin bu düşünceleri hayata geçirme olasılığı yoktur denecek kadar düşüktür. Çünkü siz bu düşünceleri isteyen değil, onlardan dehşete düşen ve kaçan kişisiniz. Düşünceye sahip olmak, onu yapacağınız ya da istediğiniz anlamına gelmez. Düşünce ile eylem tamamen farklı şeylerdir.
Dini içerikli istenmeyen düşünceler, klinik olarak OKB’nin bir biçimidir, bir günah ya da inanç zayıflığı değildir. İstenmeyen bir düşüncenin zihne gelmesi, kişinin o düşünceyi benimsediği anlamına gelmez. Bu, zihnin ürettiği bir kaygı belirtisidir ve doğru tedaviyle geçer.
Hayır. Pure O’da da kompulsiyonlar vardır, ama bunlar dışarıdan görünmez, zihnin içinde gerçekleşir. Takıntılı düşünceyi sürekli analiz etmek, zihinsel olarak etkisizleştirmeye çalışmak ya da güvence aramak birer zihinsel kompulsiyondur. Bu yüzden “Pure O” tam olarak doğru bir tanım değildir.
Tam tersine. Bir düşünceyi zorla bastırmaya çalışmak, onu daha da güçlendirir ve zihnin merkezine yerleştirir. Görünmeyen OKB tedavisinin temeli, düşünceyi bastırmak değil, ona yüklenen anlamı değiştirmek ve onunla kaygı duymadan kalabilmeyi öğrenmektir. Bu, bir uzman eşliğinde en etkili biçimde yapılır.
Evet, görünmeyen OKB, görünür türleri kadar tedaviye yanıt verir. Maruz Bırakma ve Tepki Önleme temelli bilişsel davranışçı terapi, takıntılı düşünce döngüsünü kırmada oldukça etkilidir. En önemli adım, utancı aşıp bu tabloyu bir uzmanla paylaşmaktır.





